Hep beni mi buluyor? -1-

|
Deli deliyi görünce...

Gerçekten 'Hep beni mi buluyor?' dedirtecek türden olayları, olur olmaz zamanlarda, herhangi birileriyle, sayısını hatırlayamadığım kadar çok tuhaf öykülerin içinde yaşadığımı fark ettim yakın bir zaman önce. Aslında vaktiyle bunları not etseydim şimdi elimde yayınlanası, geniş bir komik öykü arşivi olabilirdi. Olsun, şimdi hatırladıklarımı yazıp ardından yeni yaşayacaklarımı eklerim. Nasılsa benim gibi bir mıknatıs daha çok tuhaf öykü çeker kendine. :)

Birkaç yıl önceydi, sanırım 2002 yılının Haziran ayıydı. Şişli’de bir arkadaşımın ofisinden henüz çıkmıştım ve aldığım bir haber kafamı allak bullak etmişti. Kafam o kadar meşguldü ki, çevremde olup bitenin, hatta yürüdüğüm yerin bile farkında değildim. Otomatiğe bağlanmış gidiyordum işte, aklım hep aynı problemde.O zamanlar Şişli’nin ana caddesinde, genelde İstanbul’da görmeye alışkın olduğumuz bir kazı çalışması vardı. Hatırlamıyorum ama metroyla mı ilgiliydi acaba? Bizim kazılarımızın bahanesi çoktur, metro da olur, kanalizasyon da, yol yapım çalışması da. Artık nereden rant gelecekse. O berbat yollardan bir iz bulup otobüs durağına gitmeye çalışıyordum. Arabasızdım o gün, iyi ki de öyleymiş. Hem bu hikayeme malzeme olduğu için, hem de o dalgınlıkla olası bir felaketten korunduğum için.
Zorlukla da olsa otobüs durağına ulaşmayı başardım. Bir Allah’ın kulu yoktu durakta. O yoldan ne zaman geçsem mutlaka kalabalık görürdüm hâlbuki o durağı. Hem saat daha gün ortasıydı, neden böyle boştu ki bu durak? Oturup otobüsümü beklemeye başladım, aklım hala kafamı bulandıran olayda. Daldım gittim tekrar, ne yapıp edeceğimi düşünmeye başladım yeniden.
Ne kadar süre öyle kaldım bilmiyorum ama derken biri geldi durağa. 35 yaşlarında zayıf, orta boylu bir erkek, üstü başı dağınık. Sarhoş gibi göründüğünü düşünmüştüm bir an için. Ben daha emin olamadan gülmeye başladı. Yüzüne anlamsızca bakıyordum. Yavaş yavaş kafamdaki problemden sıyrılıp, kişinin profilini çizmeye çalışıyordum. Gülerken aniden suratına kızgın ve saldırgan bir ifade vermeye çalıştı. Ama gerçek olmadığı belliydi. Artık kafamı meşgul eden problemden tamamen sıyrılmış, izlemeye başlamıştım adamı. Ellerini arkasına dolayıp yavaş yavaş yaklaşmaya başladı yanıma, yüzünde hala aynı saldırgan ifadeyle. Adımlarını yaklaştırdıkça daha fazla amacının ne olduğunu sorguluyorsam da, tedirgin olmamıştım. Tam yanıma gelince durdu ve eğilerek yüzüme baktı. Bense soran gözlerle ona bakıyordum. ‘’Ne?’’ dedim. Hâlâ eğik duruyordu ama yüzündeki ifade korkunç bir hızla yumuşamış ve en sonunda gülümsemeye hatta kahkahaya dönüşmüştü. ‘’Korkmadın,’’ dedi sorar gibi. Başıma dert almak istemiyordum, dahası artık kafamı meşgul eden eski problemime gömülüp, otobüsümü beklemek istiyordum. ‘’Ya git kardeşim işine, bela mısın?’’ diyerek başımı çevirdim. Değil kendi otobüsüm, başka tek bir otobüs dahi geçmemişti duraktan. Ve ne hikmetse hâlâ durak boştu. İlgilenmediğimi görünce yanımdaki reklam panosuna dönüp, ‘’Ben zaten sana bakmıyordum ki, buraya bakıyordum,’’ dedi, sözüm ona umursamaz bir tavırla. Benden hâlâ bir tepki göremeyince, yine aynı saldırgan ifadeyi takınıp ve biraz da yüksekçe bir sesle, ‘’Ben çok tehlikeliyim ama,’’ dedi. Cevabım, yüzüne bile bakmadan sadece şuydu, ‘’İyi.’’
O sırada en sonunda durakta biri görünmüştü.Normal şartlarda bu adamdan korkuyor olmam ve başka birini gördüğüme sevinmem lazımdı ama yine aynı problemden duygularım bile kaybolmuştu neredeyse.Şaşkınlıkla gerçekten tehlikeli olduğuna inandırmaya çalışıyordu hâlâ beni. Sert adımlarla tam önümde bir sağa bir sola gidip duruyordu. İç cebinden bir kağıt çıkardı sonra. ‘’Ben tımarhaneden kaçtım, tamam mı? Bak inanmıyorsan bu da kağıdım!’’ dedi. Gerçekten kağıdı ilgiyle elime aldım. Üst sıradan parmağıyla göstererek okumaya başladı, adını, falanca kurumu filan. Şu an o bilgileri tam hatırlamıyorsam da, yazılanlardan ikna olmuştum. Ve bu adam şu an ruh ve sinir hastalıkları merkezinde bir yerde olması gerekirken, benim karşımda dikilmiş ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediyordu. ‘’Hımm, doğru söylüyormuşsun,’’ dedim. ‘’Korkuyor musun artık?’’ diye sordu merakla. ‘’Off!’’ diyerek sıkıldığımı anlatmaya çalıştım. Bu arada hala bir otobüs görünmüyordu ve durak gitgide kalabalıklaşmaya başlamıştı. Bir süre daha o benim yüzüme bense gelecek otobüsümün yoluna bakmaya devam ettikten sonra, yanıma oturdu. ‘’Abla ya, hayat çok zor biliyor musun?’’ diye konuşmaya başladı. ‘’Ben nasıl tımarhaneye gitmeyeyim ki, karı almış çocukları gitmiş, iş yok, para yok, aş yok. Bakma sen benim bu halde olduğuma, aslında üniversite bile okumuş adamımdır ben...’’ Anlattı durdu. Ben de ilgiyle dinledim, hatta arada sorular bile sordum.
Artık epeyce kalabalıklaşmış otobüs durağında (ki 15 kişiden fazla vardı) herkes bizi izleyip dinliyordu. Bana dedi ki en sonunda, ‘’Sen aslında korkardın da bir derdin var senin, ben anladım. Derdi olan adamın gözü hiçbir şey görmez. Sen çok iyi kalplisin be abla. Vallahi diyorum.’’ Dayanamadım gülümsedim en sonunda.
O sırada otobüs durağının önünden yaşlıca bir adam geçmeye başladı, elleri arkasında tespih çekiyor. Belli ki durak yolcusu olmaya gelmemiş. Tüm duraktaki insanların yüzüne dikkatle baktı, baktı ve şaşırmış bir ifadeyle ortalık yere sordu, ‘’Siz ne bekliyorsunuz burada?’’ ‘’E otobüs,’’dedik, bir deli daha mı geldi korkusuyla. Adam gülmeye başladı, ‘’Buradan otobüs geçmez ki, yol kazılıyor ya, arka yola taşıdılar durağı, geçici olarak orası kullanılacak.’’ ‘’Aaa, evet yaa,’’ diye hayıflanma sesleri geldi kulağıma. E be hayıflanan adam, daha önce aklın neredeydi?

Aklıma hemen o meşhur atasözü geldi, ‘’Delinin biri bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.’’ Gerçi durağa ilk gidip bekleyenin ben olduğum düşünülecek olursa, delinin kim olduğu tartışılır. Ha bir de pek sevdiğim meşhur şu atasözümüz vardır, ‘’Deli deliyi görünce değneğini saklarmış.’’
O gün ikimiz de değneğimizi saklamıştık...:)

4 yorum:

ebru dedi ki...

semacım ya hep çocuk hep çocuk derken ben neden hiç akıl etmemişim geveze kaleme bir uğramayı, halbuki artık bana yorumlarımı da sedece o bırakıyor, barışın annesi değil ama, öyle alışmışlık olmuş ben de barışın annesi. şimdi buraya gelince - delinin deliyi bulduğunu okuyunca - hayıflandım çok kendi kendime, eşeklik etmişim diye:-) zararın neresinden dönsen kar tabii, şimdi gidip bi sobe yazasım var, sonra da ilk uzun soluklu net kaçamağımda gelip biraz daha bakacağım bu geveze kalem neler anlatmış diye:-)
öpüyorum seni çok, ama barışı daha çok!!!

Geveze Kalem dedi ki...

Aaa Ebru gelmiş hoş gelmiş! :)) Valla seni burada görünce ben de bir an hangi bloğumda olduğumu şaşırdım.:) Alışmışım senin Barış'lı Günler ziyaretçisi olmana.

Niye hayıflanıyorsun arkadaşım, biz bir yere kaçmıyoruz ki zaten hep buralardayız. Vakit bulduğunda uğrarsın.;)

Annem'in Kalemi, Geveze Kalem falan derken kafalar karışıyordu. Ben de değiştirdim. E bir de benim annem blog açtı, onun bloğuna 'annem'in Kalemi' olarak yorum bırakmak çok saçma görünüyordu:)))

Neyse, ben de gelip sobeni okuyayım bari;)

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sema'cım yazını çok gülerek okudum yok hani bir yerde yüz kişi varsa ve oraya bir deli gelirse direk beni de bulur da o bakımdan... Kalem arkadaşım aynı zamanda kader arkadaşım da oldun:))) Ama sen iyiki o gün dalgınmışsın diyorum yoksa belki bu kadar güzel bir hatıra olmazdı...
Sevgiler

Geveze Kalem dedi ki...

O zaman şu atasözünün yeridir; Deli deliyi nerede olsa bulur! :))) Birbirimizi bulduk manasında.;)

(Uydurdum mu yoksa? Böyle bir atasözü var mıydı? Olsun, ben dedim artık gelecek kuşakların atası oldum!:))