Geri Dönüşümsüzler...

|

Zihnimin en manzaralı köşesine yerleştirdiğim 'sembol klasörümü' bilen bilir. Ama şu anda, şimdi bu klasörü önce geri dönüşüm kutusuna ve kısa bir vedalaşmanın ardından sonsuzluk çöplüğüne göndermeye karar verdim.

Kuzuyla öğleden sonra oyun saatlerindeyiz. Yatağının üzerine oturmuş, bir yandan Bimbi, Zebbu, Soytarı ve Winnie'yle gündelik gösterimizi sergilerken, bir yandan da havaya baloncuklar saçıyoruz. İçeriden usul usul Pinhani'nin ezgileri takılıyor kulağımıza. Kâh eşlik ediyoruz, kâh dinliyoruz. Birden ok gibi fırlıyor kuzucuk. Kuzumun vazgeçilmezi 'Beni Al' ın notaları yayılıyor odaya. Salona gidip sehpanın çevresinde dönmeye, başını yukarı kaldırıp pamuk gerdanını sererek kıkırdamaya başlıyor. Ayaklar kendisince bir dansın ritmini tutmuş... Elimde, şişirilmeye hazır baloncuk çubuğuyla kalakalıyorum.

Beni al kucağına elini belime sar

Beni almadığın an üşürüm sabaha kadar...

"Hemen kaydet! Şimdi!" diyorum kendime. Etrafa olanca dikkatimle göz gezdirip, tüm detayları zihnime bir bir kaydetmeye başlıyorum. Ve sürecin sembolü 'Beni Al' şarkısı, hemen yerleşiyor sembol klasörüme. "Yaşasın," diyorum, "artık bu ânı hiç unutmam!"

Ama yine aynı şey oluyor işte; mutluluk anımı kaydettiğim dakikalarda başlıyor içimde bir huzursuzluk. Niye oluyor bu bende, niye?

Yıllar sonra klasörün en eski kayıtlarına göz gezdirdiğimde, yaşanan mutlu zamanların o klasörde eriyip, geriye sadece kaybedilmiş anlara ait bir hüzün dumanı salacağını fark ediyorum. Yaşandı ve bitti! İyi ya da kötü. Eridi... Niye saklıyorum ki? O anı doyasıya yaşadım mı? İşte gerçek tadı oydu. O anda tattığım şeydi. Yıllar sonra taze kalmasını bekleyebilir miyim?

Tüm anılarımı silmek kararsızlığıyla bocaladığım günün sonunda, evin sessizlik saatlerinde, E.A.Poe'nun kitabını alıyorum yeniden elime. Okumaya başladığım ilk öykünün ilk paragrafındaki bir cümle, karara zorlar gibi çıkıyor karşıma:

"Ama nasıl kötü iyinin bir sonucuysa, yine aynı şekilde sevinçten de keder doğar. Ya geçmişte kalmış mutlulukların anısı bugünün acısıdır, ya da var olan ızdıraplar kökenlerini 'var olmuş-olabilecek' esrikliklerden(sarhoşluklardan) alırlar."

----

Zihnimin sanal ekranında soru beliriyor;

"Bu sayısız öğeyi kalıcı olarak silmek istediğinizden emin misiniz?"

İşaret parmağımı korkusuzca 'Evet' tuşuna dokunduruyorum. Sildim. Bitti. Hem bu ne kadar da gerekliydi...

6 yorum:

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Benzeri çelişkilerde fazlasıyla gezmiş dolaşmış bir olarak senin kadar kolaylıkla "evet" tuşuna basacağım anı bekliyorum..

Butterfly dedi ki...

"Yıllar sonra taze kalmasını bekleyebilir miyim? " işte ben de bu sorunun cevabını kendime sormuşumdur, ancak neden bekleyemeyeceğim ki demişimdir hep, gelecekte hafızam beni terk etmezse eğer sadece o mutlu an'ların anısıyla yaşlanacağımı düşünüyorum, yaşamımda ki o an'ların toplamı ile yani, aynı tadı almayı beklemek belkı becıllk olur ama o tadın hazzını anımsamayı ıstemek hakkımız olamaz mı? ... Gene de Yıldızyağmurlarının dediği gibi ben de kolaylıkla o "evet" tuşuna basabileceğim bir an varsa eğer, gerçekten de varsa eğer sabırla beklıyorum. Benim de zihnim semboller ülkesi gibi ve etrafta çağrışım yapacak o kadar çok ayrıntı var ki, onları da resetlemek mümkün olsa keşke değil mi?
Bu arada Pinhani'nin beni al parçası henüz onlar meşhur olmadan önce -albümlerinin çıktığı ay olmalıydı sanırım- benim seminer sunularımda vardı, pek bir keyifle çocuk resimleri kayıyordu ekrandan "beni al kucağına, elini belime sar" derken...

ozgurruya dedi ki...

Bazen geri dönüşüm kutusuna göndermekte gerekiyor bazense kalıcı olarak silmek. Hangisinin yapılacağına dair bir kural yok ama genelde kalıcı olarak silmek en güzeli. Bazen o geri dönen şeyi silmeye kalkmak daha zor oluyor maalesef :(

Geveze Kalem dedi ki...

Dilekciğim, belki de yavaş yavaş hazırlanmak lâzım. Benim en korktuğum şey 'bunama'dır. Eğer öyle bir son beni bekliyorsa, kayıtları şimdiden temizlemek o zamanlar çok daha az canımı acıtır eminim.:(

Butterflycığım, ben beceremiyorum malesef, yani o zamanları hatırlayıp yalnızca hazzını duyumsamayı. Üzülüyorum sürekli. Sevinmem gereken şeylere bile. Oğlumun 2-3 aylık kıyafetlerini görünce ağlamak hiç hoşuma gitmiyor. E sadece büyüdüğü için, sağlıklı sıhhatli olduğu için sevineyim desem, beceremiyorum da. En iyisi silinsin, bitsin, gitsin.;-)
Tabii demesi kolay da...:))

Özgürrüya, hımm, bu daha çetrefilli bir meseleymiş; geri dönen şeyleri silmek... Dur ben bunun üstünde de biraz düşüneyim.;-)

tozludefter dedi ki...

Üzerinden yıllar geçsede, geçmişe sünger çekmek her ne kadar zor olsada yaşadığınız o anın tadı yıllarca damağınızdan gitmeyecektir dönüp baktığımızda yine yine hatırlar olacağız hafızalarımızdaki kayıtlardan. Onları silmek oldukça zor olacaktır. Eğer geçmişe baktığımızda bizde birer hüzün bırakacaksa en güzeli o anı yaşamamışçasına hafızamızdan silmek yenilerine tazelerine hak tanımak en mantıklısı olsa gerek. Sadece silmek yetersiz olacağı gibi geri dönüşümden de temizlemek en doğrusu. Geriye alma imkanımız olmasın ki dolmasın geri dçnüşüm kutusuna geçmişin artıkları, yaşanmışlıkları. Bu yalnızca güzel dk.lar için geçerli değil aksine bir o kadar da hatırlamak dahi istemediğimiz zerre kadar düşünmek istemediğimiz anlar içinde geçerli. Zihnimizin bir köşesinde durmasına gerek yok ki yenilerinin tadı kalsın damağımızda... Siz siz olun bu günü bu günde yaşayın yarına umutla bakın. Düne dönüp bakmayın ve geçmişin izleriyse, karlı havada yolda yürümek gibi gittikçe izlerinizin kaybolması en doğru olanıdır...

Geveze Kalem dedi ki...

Tozlu Defter,
Her seçenek birbirinden zor.;-)