Kopi Luwak

|

1 Eylül Pazartesi...


Ayın ilk günü, haftanın ilk günü, sonbaharın ilk günü... Yeni bir şeylere başlayabilmek için ne kadar güzel bir gün, özellikle biraraya toplanmış gibi...

Epeydir tekleyen bilgisayarım meğer ciddi ciddi hastaymış. Yatırdık hastaneye çaresiz. Doktorlar bunca sürenin üstüne hâlâ 20-25 gün yatacağını söylüyor. 'Off'lamaktan başka yapacağım bir şey yok bunun üstüne.

Dolayısıyla bir boşluk içindeyim bugünlerde. Emanet bilgisayar bulur bulmaz atlıyorum hemen. Ama bu da çok tatmin edici değil açıkçası. Başkasının mutfağında yemek yapmaya çalışmak gibi; zevksiz ve zor! Elini attığın an tuza, bibere ulaşamamak gibi... Sanki anamın karnından bilgisayarla doğmuşum; mis gibi kâğıtlar, defterler, kalemler sıra sıra dizilmiş, aklımdaki cümleleri onlara emanet edeceğimi düşünüp hevesle bekliyorlar beklemesine de, cümlelerimi geçici ikâmetgâha ikna edemiyorum bir türlü. Ne tuhaf şey şu alışkanlık meselesi... Üstünde uzun uzun düşünülüp, yazılması gereken bir kelime. Ama dedim ya, 'emanet mutfak'tayım şu anda, vakit de imkân da sınırlı. Ama kelime oyunlarının bu haftaki 'alışkanlık' kelimesine kıyısından köşesinden de olsa katılayım istedim fırsat bulmuşken.

İnsan hayatında önemli ya da önemsiz bir nesnenin, canlının eksikliği alışkanlıklarını nasıl da hemen değiştiriyor. Mesela şu sıralar, daha önce yazmaya ayırdığım vakti film izlemeye ayırmış durumdayım. O kadar çok film izliyorum ki, demek o kadar uzun sürelerde yazıyormuşum. Yazmanın yerini filmlerle doldurabilmiş olmak güzel bir deneyim oluyor. Eskiden ev ahalisini uyuttuktan sonra parmaklarım klavye üzerinde dolanırken, şimdilerde kumanda tuşlarıyla haşır neşir oluyor.:)

İzlediğim filmeler arasında beni en çok ağlatan film, Jack Nicholsan ve Morgan Freeman'ın başrol aldığı The Bucket List oldu. Türkçe ismiyle Şimdi ya da Asla olarak biliniyor. Ama 'Tahtalıköy Listesi' demek daha yerinde olacaktır.

Kanser hastası iki adamın ölmeden önce yapmak istedikleri şeyler üzerine bir liste oluşturup, bunun peşinden gitmelerini konu alan bir film. M. Freeman bilgin bir araba tamircisi, J. Nicholsan ise zengin bir işadamı. Tanışmaları hastane odasında oluyor ve o hastane zengin işadamı J.Nicholsan'a ait. Vaktiyle çift kişilik hastane odalarını eleştirenlere karşı ciddi bir mücadele verdiği için, oda arkadaşını gönderip, yalnız kalma şansını da yitirmiş oluyor. Tuhaf ve lüks alışkanlıkları var; bunlardan biri dünyanın en değerli kahvesi olan Kopi Luwak içmek! Herkese bu alışkanlığının ne derece özel ve güzel olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ama M. Freeman'ı bu kahveyi tatmak konusunda ikna edemiyor. Filmin ilerleyen sahnelerinde sebebini öğreniyoruz; Kopi Luwak çekirdekleri misk kedilerinin dışkılarından ayıklanıyormuş! Sumatra ormanlarında ağaç tepelerinde yaşayan misk kedileri kahve bitkilerini yiyor, ancak kahve çekirdeklerini öğütmeden yutuyorlarmış. Hayvanların midelerinde kahve çekirdikleri asitleniyormuş. Kopi Luwak'ın normal kahvedeki gibi acı bir tadının olmamasının nedeni misk kedilerinin mide asidiymiş. Filmin epeyce güldüren sahnelerinden biriydi bu.:)

Bazı alışkanlıklar da böyle bırakılıveriyor işte; övgüler yakıştıramadığınız 'şey'in gerçeğini görebildiğiniz gün vazgeçmenin ilk adımı atmışsınız demektir.

1 Eylül Pazartesi... Ayın ilk günü, haftanın ilk günü, sonbaharın ilk günü... Bazı alışkanlıklardan kurtulmak için bundan daha güzel bir gün olabilir mi?

Sevgiyle... ;-)

20 yorum:

ebru dedi ki...

alışkanlıklardan vazgeçmek kadar edinmek de zor aslında bana kalırsa. 1 eylül pazartesi belki de sadece kurtulmak için değil, iyi alışkanlıklar edinmek için de güzel bir gündür. kaçırdım mı acaba ben şimdi bu fırsatı???

ozgurruya dedi ki...

Konusu insanın kendi bilgisayarıysa alışkanlıktan öte birşeydir bu :) Ben bilgisayarımdan iki aydan beri uzaktayım. Ve bunun ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.

sufi dedi ki...

Eskiler buna "daldan dala atlamak" derlerdi, bir uğraş ya da bir alışkanlık ertelendi mi yenisini yaratmak en güzeli, senin yaptığın gibi.Bak sayende biz de bir şey öğrendik.Kopi Luwak kahvesi.Ellerine sağlık.Sevgilerimle.

OzLeM dedi ki...

Ebru'nun dediği doğru; bence "yeni alışkanlıklar edinmek" için Eylül'ü fırsat bilelim. İlk günü kaçsa da olsun, tüm bir Eylül var önümüzde;-)

Geveze Kalem dedi ki...

Ebrucuğum, bu yorumunda nasıl da kendini yansıtmışsın :)bardağın dolu tarafını işaret etmen ne güzel. Tabii ki alışkanlıklar her zaman kötü değildir ve güzel alışkanlıklar edinmek için her gün doğru bir gündür.;-)

Özgürrüya, gerçekten anlaşılabilmiş olmak harika!:)

Sufi, ben hayatım boyu hep daldan dala atlama konusunda kötü bir üne sahip oldum.:) Yani adım da boşuna geveze kalem değil.:))
Sevgiler...

Özlemciğim, acaba bir liste mi yapsak, ne dersin?;-)Hani her sene başı yapılır ya; sigarayı bırakmak, spora başlamak, diyet yapmak vs. gibi... Ben bu sonbahardan çok ümitliyim, hiçbir zaman sonbaharı gülerek karşılamadım ama bu sene çok ısrarla bekledim. Başladık bakalım, sonuçlarını göreceğiz.

evvelzamanicinde dedi ki...

merhaba, ilginç bir tesadüftür ki aynı filmi izleyip hakkında bir-iki şey yazdım bugün ve blogları gezerken senin yazını gördüm şimdi.
Güzel bir film, güldüğün kahve sahnesine özellikle Morgan Freeman'ın kağıdı J.Nicholson'a verdiği sahnedeki repliğine "kediler yapacağını yapmış" gibi birşeydi sanırım, ben de çok güldüm. Sonu hüzünlüydü ama güzel mesajlar veren başarılı bir filmdi.

sevgiler...

etki alanı dedi ki...

Yazının her kelimesi güzel ve etkileyici...Ama bir filmin en can alıcı noktasını yakalamışsın...Çok hoşuma gitti...Çok ilginç,çok iğrenç ve inanılmaz....Artık kahve içerken hiç aklımdan çıkmayacak bir bilgi edinmiş oldum...Sanırım artık,kafein alışkanlığım bitmiş tir....Üstelik bir kedi aşığı olmama reğmen....
Kediler yaptılar yapacaklarını!
Kocaman öpüyorum seni sevgili ansiklopedim.....
Kopi Luvak!!!!
TüTü

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sema'cım ben o kahve ile ilgili bir yazı okumuştum hatta en pahalı olduğunu az bulunduğunu hatta bunu bile bile içebilenlere de hala hayret ederim ama "alışkanlık" olsa gerek...;)
Bu arada "emanet mutfak" ne güzel olmuş ya...
Ayrıca benim bir önceki yorumum çıkmamış geri dönüp bakmamıştım neyse tekrar hoş geldin buralara.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ] dedi ki...

Uzun zaman uğramayacağım deyince sen, uğramamışım dost mekanına uzunca bir süre ben. (Kafiye yaptım,olsa da olmasa da):)

Canım nice uzun yıllar diliyorum. Güzel ve geveze kaleminden mahrum olmamak adına, bencilce bir dilek oldu ama, olsun.:) Senin kaleminden çıkanları seviyorum.

Film seyretmek de güzel aslında. İnsan neler görüp, neler öğreniyor. Hem bazen böyle nadasa çekmek gerekiyor parmakları galiba. Sonbahar güzeldir, kelimeleri de ateşler sanki değişirken doğa.

Uzattım affet... özlemişim.

Sevgiyle...

Meltem dedi ki...

Bu yazı alıp götürdü beni...
O filmi ben de izlemiştim ve çok beğenmiştim. Ama bir sahnesinden bu kadar sürükleyici ve derin bir yazı çıkarmak, işte yazım ve anlatım yeteneği denilen bu olsa gerek zaten. Sevgiler.

Geveze Kalem dedi ki...

Evvelzamaniçinde, yazını okuyup yorumumu oraya bıraktım. Ama hâlâ sana bahsettiğim filmleri hatırlayamadım ve bir araştırma içine de giremedim ama bulunca haber vereceğim.;-)

Tütücüğüm, aman diyeyim, sakın kahveden vazgeçme! Mis gibi Türk kahvemizin hiçbir kötü durumu yok, bu sadece Kopi Luwak için geçerli.;-) İki cümle dost sohbetini bu kadar iyi tamamlayan başka bir şey tanıyor musun?;-) Kahveye devam...:)

Yıldızım Yağmurum,:)E biz de hayvanın bizzat bağırsağını yiyen bir milletiz en nihayetinde, hem de bile bile. Ne olacak ki?;-)
Ayrıca çok hoşbulduk! Hani sen internetten uzak kaldığın bir dönem bir yazı yazmıştın ya, kitap bile okuyamadım demiştin, vallahi de billahi de öyle oluyormuş, hep aklıma o yazın geldi.:)

İncegül, kafiyeni sevsinler.:))) Sen uzatılmış yazı görmemişsin. Bkz.benim muhtelif yazı ve yorumlarım.:P

Meltem, çok teşekkür ederim. Seni nerelere götürdüğünü bilmek isterdim.;-)
Sevgiler...

øττøṃαṉṡ dedi ki...

ya üff bende kaçırdım nerdeyse eylül bitcek ama ama :((

Kremali'nin annesi dedi ki...

Baskasinin mutfaginda boyle yazilar yazabilen eller, kimbilir kendi mutfaginda neler hazirlar? (Sanki bilmiyormus gibi bir de sormuyor muyum:P)

O filmi seyretmeyi planliyordum nicedir. Eh artik aldik ya tiyoyu, o kahvenin mensei ile ilgili bolumde esim gulerken ben gayet ciddi etrafa bakiyor olacagim. Alacagin olsun :)

Sevgiler,
Ayse Sule

PS: Blogun yeni tasarimi muhtesem olmus Gevezecim. Cok zarif, cok edebi, cok dinlendirici. Ellerine, yuregine saglik uretken kadin:)

Cocukla Cocuk dedi ki...

Alışkanlık olduğunu uzak kalmak durumunda olunca anlıyoruz. Başkasının mutfağından da güzel bir yazı çıkmış Geveze kalem, ne de olsa aşçı aynı

Geveze Kalem dedi ki...

Ottoman, Ekim de başlangıçlar için güzel bir aydır. Hatta Kasım, Aralık, Ocak, Şubat...;-) Yani hiçbir zaman geç kalmış değiliz.:)

Ayşe Şule, dua et ki filmin sonunu yazmamışım buraya.:D
Beğenilerin için de ayrıca teşekkürler.:)

Çocukla Çocuk, aşçı aynı!:))) Güzel bir bakış açısı olmuş.
Sevgiler...

ferkul dedi ki...

pazartesi sendromlarını aşmış bir sayfa yazarı..)



devamını dilerim

1sen dedi ki...

çok eğlenceli bir yazı olmuş, gülümsetti beni ...
paylaştığınız için teşekkürler..

Geveze Kalem dedi ki...

Ferkül,
:))) Hiçbir şey anlamadım.:))) Ama iyi bir şey demişsin -en azından onu anladım- teşekkür ederim.
Sevgiler...

1sen,
Ne güzel, demek gülümsettim.:)
Sevgiler...

Nihal dedi ki...

Bu filme de konu olan Kopi Luwak kahvesi artık Türkiye'de de satılmaya başlandı.
www.evdekahve.com sitesinden alınabiliyor.
yani ölmeden önce mutlaka yapılması gerekenler listesinde ise şu ölümlü dünyada denemeye değer...

Geveze Kalem dedi ki...

:) Teşekkür ederim, ben almayayım. Hele ki nasıl bir kahve olduğunu bu kadar detaylı bildikten sonra...;-)