Hangi Özgürlük?

|
Hiçbir doğa olayı aniden yaşanmaz. Örneğin önce bulutlar çoğalır, yağmur çiselemeye başlar ve sonra bastırır sağanak. Güneş yavaş yava batar ve gün geceye döner. Hava sıcaklığı küçük değerlerle artar, azalır ve mevsimler değişir.

Dolayısıyla insan doğası ani değişimlere göre programlanmamıştır. Birden bire olan her şeye karşı hazırlıksızdır insanoğlu. İnsanın kendisinin bile henüz tümüyle keşfedemeyeceği kadar mükemmel işleyen insan beyni, bu ani değişimler karşısında -çoğunlukla- beklemeye çekilir; önce olayı algılamaya çalışır ve eğer bu aşamada bir harekette bulunması gerekiyorsa bunu içgüdüsel kaynaklardan besler.

Blogger'ın kapatılması da birçoğumuz üzerinde ani değişim etkisi yarattı. "Şimdi ne olacak?", "Nerede yazmaya devam etsem?", "Eski bloğumdaki yazılarım ne olacak?" gibi sorular, yerini "Hangi adresle blogları görüntüleyebilirim?", "Bilgisayarıma hangi progamı indirirsem sorunum kalmaz?" gibi çözüm içeren başka sorulara bıraktı. Şimdi belli ki yarın öbürgün bu saçma yasak kalkacak ve o zaman yeni adreslere sahip olanların kafası biraz karışacak olsa da, çoğunluk eski adresindeki sütliman yazı saatlerine yavaş yavaş dönmeye başlayacak.

E ne oldu şimdi?

Veledin biri karınca yuvasına çubuk kaktı da ne oldu?

Çok şey oldu aslında. Yalıtılma düzeyimizin sınırlarını net bir şekilde ilân ettik. Bizi sokaktan yalıtabilirsiniz ama sanal dünyadan yalıtamayacaksınız, dedik. Oraya buraya mailler gönderdik, yeni oluşumlara imzalar attık, kükredik, bağırdık, çağırdık ama hepsini po.pomuza yer değiştirmeden bir 'tık'la yaptık. Yalan mı?

Tabii ki bu konu 'tık' dünyasıyla alakalı olduğu için, 'tık' aletlerini tıkır tıkır çalıştırarak çözüme gitmeye çalışmak en doğru yöntem. Ayrıca son derece tehlikesiz. Ama bu tehlikesiz ve yormayan yöntemi kullanarak, başımıza daha büyük dertler açacak meseleler için mause tıklatmıyoruz bir türlü. Mesele özgürlükse, özgürlüğümüzün baştan aşağı kılıfa sokulacağı bir yığın gelişme için kafa patlatan, ilgili yerlere yazılar gönderen, yeni oluşumlara zemin hazırlayan kişi sayısı o kadar az ki.

Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez'in bir çocuğa cinsel istismarda bulunması sebebiyle yargılandığını duymayanınız yoktur herhalde. Bu ve bunun gibi birçok sapkın kişiliğin ellerini kollarını sallayarak yeniden aramıza dönebileceği bir düzenleme üzerinde çalışılıyor. Öneriler bu kadarla da kalmıyor; Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu’ndaki evlenme yaşı 14 olsun maddesinin yanı sıra, eşin tecavüzünde 7 yıl olan ceza 1 yıla indirilsin ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda şikâyet koşulu 15 yaşından 14 yaşa indirilsin maddeleri de yer alıyor.

Bloglarımız kapatılmış ve bizler bas bas özgürlük diye bağırıyoruz. Şu sözünü ettiğim maddelerin -bırakın kabul görmesini- gündeme gelmiş olması bile kadın ve çocuk hak ve hürriyetleri konusunda ne büyük bir yaradır. Eğri oturup doğru konuşalım; po.polarımızı yerinden kaldırmadan bile yapabileceğimiz ne çok baskı olduğunu, blogların kapatılması meselesiyle hepimiz çok daha iyi anladık. Peki kaçımız gerçek özgürlüğümüz için kıpırdandık?

Çok klişe bir slogan vardır; Susma, sustukça sıra sana gelecek!

Sıra bloglarımızı sessiz sedasız kapatmaya bile geldiyse, arkamızı döndüğümüz diğer alanlarda neler kaybettiğimizi varın siz düşünün.

20 yorum:

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Aslında o sözü şöyle değiştiriyorum:
Susma, sustukça konuşma sırası sana hiç gelmeyecek çünkü kendinin farkına vardırman için konuşman, ifade etmen gerekiyor.Sen konuşmadıkça ve susmaya devam ettikçe şikayet etmeye de hakkın kalmayacak.Hep boynun kıldan ince gezeceksin.Bugün Hüseyin Üzmez için değiştirildiği aşikar olan o düzenlemeye itiraz etmek için ille de böyle bir olayın yakınlarımızın başına mı gelmesi gerekiyor?Açmak lazım kulaklarımızı, algılarımızı; her gün bilgisayarımızı açtığımız gibi.
Duyarlılığın için teşekkürler Geveze Kalemim..

Adsız dedi ki...

Gözünüz aydın,bloglar açıldı.
Selma

Geveze Kalem dedi ki...

Ben de senin duyarlılığın için teşekkür ederim Gülen. Ne günlere geldik, normal davranış sergilediğimiz için birbirimize teşekkür ediyoruz.:(

Selma, gözümüz aydın mı bilmem ama gözümüz, kulağımız, ağzımız inşallah bu olaydan sonra kapalı kalmaz artık.

Kremali'nin annesi dedi ki...

Gevezecim, yazdiklarini okudukca dehsete kapildim. Dogrudan bilgi sahibi degilim bu iki gelisme hakkinda da. Tek baslarina zaten yeterince dehset verici her ikisi de. Es zamanli olmalari ise, en naif insani bile supheye sevkedecek kadar igrenc bir tesaduf.

Bloglara getirilen yasal engelleme ise fasikul fasikul iredelenmesi gereken ansiklopedik bir vaka. Ben yasakla ilgili haberleri ilk okudugumda, once nasil tepki verecegimi bilemedim. Cunku yasagin gerekcesini kimse bilmiyor, herkes rastgele havaya ates ediyor ve olayi dusunce ve ifade ozgurlugune yonelik bir mudahele olarak yorumluyordu. Dogrusunu istersen, hem tepkilerin olcusuzlugune hem de hedefteki seciciligine, yasagin kendisinden daha cok sasirdim. Cunku, ortada hicbir bilgi/delil olmadan yapilan but tur yorumlarin, hem yasagin sebebi hem de musebbibi hakkinda su-i zana girecegini dusundum.

Nihayet yasagin gerekcesi ortaya cikti, ama ben yanilmadigimi gordugume sevinemedim. Cunku, uzakta olsam da, ben de bu toplumun bir parcasiyim. Ve bu son yasak sonrasinda eteklerimizden dokulen hastalikli taslari gordukce cok uzuluyorum.

Neden kimse agzini acip da belescilik kotu bir seydir, cunku o da sonucta emege ve adalete saygisizliktir demiyor?

Neden "dogrudan ifade ozgurlugumuze kasteden o hakimin kalemini alip ..." diye cumleler kuranlar, "yav biz su-i zanda bulunup, biraz ayip ettik galiba" diye utanmiyor?

Neden hickimse "yahu yasak kotu seymis, blog yazmaktan daha yasamsal haklari gaspedilenler kimbilir neler cekiyor bu ulkede?' diye empatik cumleler kurmuyor?

Biz ne zaman bu kadar bencil, ofkeli ve ahlaksiz olduk Gevezecim, ne zaman?

Giderek patolojik bir hal alan internet ve blog bagimliligimiz derman olur mu bu hastaliklara ne dersin? Eskilerin dedigi gibi civi civiyi soker mi yine?

Brajeshwari dedi ki...

"Sıra bloglarımızı sessiz sedasız kapatmaya bile geldiyse, arkamızı döndüğümüz diğer alanlarda neler kaybettiğimizi varın siz düşünün."

ne kadar içime dokundu bu söz..Biz yüzümüzü tekrar bloglarımıza dönerken, arkamızda neler olduğuna bunca bilir olamayacağız belki ama,.. ben blogların kapanmasıyla forumlarda, listemde gerçekten inançlı insanlar gördüğüm için umutlandım niyeyse..

Ela'dan Mektup dedi ki...

Aslında biraz ümitlendim ben. Bu olay bana ne kadar korkutucu gelsede birşeyler öğretti. Artık sıranın gerçekten bize geleceğini gördük, birebir yaşadık ve susmadık. İmzalar topladık, yasağa direndik. Demekki istersek, el ele verebilirsek başka sorunları da çözebiliriz dedim. Birlikten kuvvet doğar bizde birlikteyken güçlendik. Bir ders çıkadım işte kendimce...

Gülen Tezer Üstün dedi ki...

Geveze Kalem'im;
Çok ama çok yorgunum.Büyük eşyalardan çok minik birikmişlikler yedi bitirdi beni..Bir kaç saat sonra taşınma işlemine başlayacağız.Bir kaç gün buralarda olamam.Döndüğümde okumak üzere seviyorum seni..
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun..

Belgin dedi ki...

Hepimizin Cumhuriyet Bayrami kutlu olsun.
Hepimiz elele verirsek Basaramiyacagimiz hic bir sey yok. Mesele elele verebilmekte.
Sevgiler

Geveze Kalem dedi ki...

Sevgili Ayşe Şule,
Belki de başlı başına bir post yapmalıymışsın bu yorumunu. Farklı bakış açıları her zaman iyidir, aydınlatır.

Blogger'ın sessiz sedasız kapatılmasında kayda değer bir sebep aramak bence çok mânâsız. Mesela You tube'un kapatılma sebebinin Atatürk'e hakaret içeren filmler gösterilmesi olduğu ben henüz öğrendim. Açıkçası you tube'la pek bir samimiyetim(!) olmadığı için kapatıldığının bile farkında değildim. Atatürk'ün, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en güçlü, en vasıflı, en aydın, en başarılı lideri olduğunu düşünmeme ve ilkelerinden sapmadan Cumhuriyet'i müdafa için çok şeyimi feda edebilecek olmama rağmen, ve hatta Atatürk'e ve Cumhuriyetimize hakaret içeren tüm sözlere, görsel malzemelere karşı tahammülsüz olmama rağmen, you tube'un kapatılması bana aynı derecede mânâsız geldi. Bir hukuk kurumunun pire için yorgan yakması bence kabul edilemez bir tutum. Adalet, yorgandan pirenin ayıklanması ve eğer suçlu ise yalnız pirenin cezalandırılması için var. Niye yorgan sahibi soğukta çıplak yatmaya mecbur bırakılsın ki?

Son cümlenle ilgili olarak da bir zamanlar yazdığım 'Yalıtılıyoruz' başlığıyla bir yazı vardı. Kutudan aratabilirsin. Benzer düşündüğümüzü söylemeliyim.
Bir de uzun olacak ama şu metni de buraya eklemek istiyorum:

"Zaman Paradoksu...George Carlin


George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz
ağzı bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül den (9-11) ve karısının
ölümünden sonra şöyle yazmıştı.
Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto
yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.

Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın
alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev
gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az
sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha
çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama
daha az sağlığımız var .

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz,
çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok
geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok
fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı
çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az
seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip
gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin
karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç
dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler
yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama
önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik,
ama beklemeyi öğren emedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her
zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar
yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük
adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin
zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok
olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu
günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen
ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve
neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi
yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin
sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle
bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği
ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen an ların
sayısıyla ölçülür."

Sevgiler...

Geveze Kalem dedi ki...

Brajeshwari, ben mesela şunlara takmış durumdayım: Okullarda kravat kalkacakmış. Hamburger ve sosisli kalkacakmış.(Ya da belki de çoktan kalktı bilmiyorum.) Bununla ilgili haberleri dinleyip okuduğumda, lahmacun, börek, pide, simit gibi şeylerin kalkacağından bahsedilmiyordu mesela. Eğer sosisli ve hamburgerde gerekçeleri dedikleri gibi sağlıksız olmasıysa, yahu bir Allah'ın kulu bana söylesin lütfen diğerleri ne kadar sağlıklı ki? Kravata ise hiiiç değinmeyeceğim.
İşte bunlar en basit adımlar. Tabii ki evlenme yaşının 14'e indirilmesi yanında solda sıfır kalır ama...


Ela'dan Mektup, bir bakıma hakılsın aslında. Mesela şimdi bu olay daha sıcaklığını korurken başka bir mesele için imza toplanmaya başlasa eminim katılım aynı oranda olur. Dilerim dediğin gibi biraz daha farkındalık kazanmamızı sağlamıştır bu mesele.
Sevgiler...

Gülen, sevgiler. Haber bekliyorum.

Belgin, evet, mesele el ele verebilmekte gerçekten.
Sevgiler...

Kremali'nin annesi dedi ki...

Gevezecim, seni iste bu yuzden cok seviyorum ben:) Insana, bos duvarlara konustugu hissi veren o sessiz ve duyarsiz kalabaliklar arasindan, nasil da guzel yankilaniyor sesin.

Ben de aynen senin gibi, "bir pire icin yorgan yakma" alegorisi uzerinden irdeliyorum olan biteni. Cunku yapilan tam olarak bu. Ama bu sadece simdi ve sadece Blogger yasagiyla yapilmadi bu ulkede. Gercek pireden vazgectim, hayali pireler icin bile nice yorganlar yakildi, nice hayatlar ve hayaller sonduruldu bugune kadar. Ama, yakilan kendi yorganimiz olmadigi icin, hicbirimizin giki cikmadi. Blogger yasagina verilen tepkilerin kimini, sozum meclisten disari, olcusuzun otesinde samimiyetsiz bulusum biraz da bu yuzden.

Olayin bir baska boyutu da, algilama ve iletisim yetilerimiz uzerindeki ipotekler. O kadar yanlis algiliyor ve o kadar yanlis degerlendiriyoruz ki olaylari. Ama bu sadece bize ozgu degil. Insanoglunun ortak zaafi. Bir ara safsata kilavuzu diye bir calisma yapilmisti bu ulkede. Tamamen gonulluler tarafindan yapilan son derece mutevazi bir calismaydi ve hicbir zaman kitlelere ulasamadi. Iletisim hatalarinin en bilinmezi olan safsatalari yabanci kaynaklardan tercume ederek orneklendirmek ve bu yonde bir bilinc olusturmak icin yapilmisti. Keske herkes o kilavuzdan bir tane edinse kendine ve konusmadan once safsataya dusmemek icin hic olmazsa asgari caba sarfetse. Ama cok klise bir deyimle "agzi olan konusuyor" ve hickimse birbirini dogru anlayamiyor.

Sevgiler,
Ayse Sule

Kremali'nin annesi dedi ki...

Bir onceki gonderide belirtmeyi unutmusum; George Carlin'in Zaman Paradoksundaki tum tespitlerine yurekten katiliyorum. Insan en cok acilardan ogreniyor galiba Gevezecim. Kimbilir, toplum olarak yasadigimiz bazi kriz ve catismalar da bizi bilgelestiriyordur belki.

sufi dedi ki...

Sevgili Geveze kalem; kalemin gevezeliğinden vazgeçmemiş ama ucunu açman gerekse de neşeli sözcüklerin gri gölgelerle donatılmış.Senin de eminim yazma aşkın tez zamanda geri döner .
14 yaş meselesi gibi bir konuda ve bunun gibi bir çok konuda yasa çıkarma özgürlüğünde olan, kendilerini "kanun vazi" gibi gören zihniyetlerin hegemonyasındaki bir ülkedeyiz ne de olsa.Birgün mutlaka cumhuriyet ve demokrasinin kılıcı parlayacak O zaman hepimiz kalemlerimizin ucunu açacağız.Sevgilerimle.

elektra dedi ki...

gevezecim, blogger'ın kapatılması sırasında oluşan tepkiler güzeldi. ben hep şöyle düşünürüm: bu ükenin insanları tepkiseldir, ama tembeldir. o nedenle oturduğumuz yerden ahkam kesmeye, kahvede, çilingir sofrasında ülke kurtarmaya hepimiz varızdır, ama meydanlara çıkmak konusunda, biraz ertelemeci, biraz, ' yaaa şimdi , ufff...' tadında yaklaşan, ve hadi itiraf edelim geçmişin getirdiği deneyimlerin bir tortusu olarak korkağızdır. ama aslında farkında olalım ya da olmayalım, blogger'ın kapatılması sırasında hepimizin bloglarına yasağı delip ulaşması, iyi işleyen ve ciddi bir hukuk sisteminde suçtu. bilmem olayın heyecanıyla yazan herkes suç işlediğinin farkında mıydı? ama suçtu yani. klavyenin ve ekranın arkasına saklansak da , tam da herkesin tespit ettiği üzere isteseler tek tek bu yasağı delenlere ulaşabilirler. hoş bu ülkede bu henüz olmaz kanaatimce. toptan kapatmak daha mantıklı onlara göre. daha pratik olduğu da kesin. bu nedenle tüm yasağı delen bloggerları tepkilerini gösterme cesaretinden dolayı kutluyorum ben. bu tepkiler önemlidir.
sonra tepkinin ilk günlerde önyargılar içerdiğini söylemiş bir arkadaşımız. evet, bu da doğrudur. çünkü, şu 14 yaşın' tecavüze uğrama ehliyeti gibi saçma sapan bir noktaya gidip, adamı şimdilik tahliye ettiren, sonra belki beraat de ettirecek yasa düzenleme çabaları gibi pek çok olumsuz gelişme oluyor bu ülkede. bizim de bu gelişmeler karşısında önyargıdan ziyade, haklı kanılar geliştirme hakkımız var diye düşünüyorum. velev ki(!) bu düzenleme bu adam ve benzeri taze kızlarla evlenmek hakkımızdır ,diye düşünen adamlar için çıkarılmaya çalışılmamış olsun. yine de iğrençtir, yine de iğrençtir...
nalıncı keseri gibi ' ama bize hak vermiyor , bizim meselemizde seslerini çıkarmıyorlar' falan diyerek olayı sürekli kendilerine yontan zihniyetler de bana samimi gelmiyor. bu ülkede kadın sorunu başlığı altında mesela türban , diğer kadın özgürlüklerinin bir altbaşlığıdır sadece.
neyse, gevezecim, eylemleri sürdürmek adına, ben milletvekillerine mail atmak, forum grupları oluşturup tartışmak, yani yine 'tık' la yapılacak şeyler düşünüyorum. hazır insanlar senin de dediğin gibi parmaklarını aktivist yapmayı sevdi, bu damardan yararlanmak lazım:))

Tabiat Ana dedi ki...

sevgili geveze,
çok haklısın.Neden sıranın bize gelmesini bekliyoruz aslında durup düşününce nasılda yanlış yaptığımın farkına vardım ben.Evet her akşam haberleri izlerken yorumlar yapıyorum,tartışıyorum,okuyorum,anlamaya çalışıyorum peki neden bu konularda hiç yazmıyordum diye sordum kendime.Tepkisiz olduğumdan değil aslında galiba burayı yani bloğumu bir protesto alanına çevirmek istemediğimdendi.Ancak bunun ne derece saçma olduğunu düşünüyorum şimdi evet herşeyin güzel sakin yolunda olduğu yazılar yazmak kolay ancak böyle bir ülkede yaşamıyoruzki malesef ve sessizce evlerimizde oturup konuşarak yine sessizce evlerimizde dostlarla oturup tartışarak bir sonuca eremeyeceğimiz malum.Oysaki hepbirlik olduğumuzda sesimizin nasılda gür çıktığını gördüm şu gecen hafta içersinde demek hala umut var.
sevgilerimle...

Kremali'nin annesi dedi ki...

Elektra,

Ben blog camiasina anne kimligiyle girdim. Ve bu sayede, annelik ortak paydasinda bulusan pekcok blogger hanimi, sanal da olsa, tanima imkani elde ettim. Ayrica, toplumun farkli kesimlerinden kadinlarin aile ici iliskilerini, ve hayata bakislarini gozlemleme sansi da yakaladim. Yani su kisacik bloggerlik seruvenim bana hem bir anne olarak hem de bir sosyal bilimci olarak cok seyler katti.

Blogger yasagina verilen tepkileri okuyorum kac gundur. Blogunda genc bayan bloggerlarla birlikte yazilar yazan genc bir adam gecenlerde soyle demis mealen:

"Bu yasak blogcu com'un basina gelseydi kolay kolay kalkmazdi. Cunku oranin uyeleri kendi halinde yemek tarifi, dantel ornegi paylasan mulayim bir kitle. Oysa biz bloggerlar cok cirkef bir guruhuz ve hakkimizi soke soke aldik".

El emegini kucumsemek, bazi kadinlari otekilestirmek ve baskasinin hakkindan bana ne demek bundan daha iyi ozetlenemezdi herhalde. Iste benim kismen de olsa atifta bulunmaya calistigim mesele bu Elektra. Kimse, baskasinin hak ve ozgurluklerinin gaspedilmesiyle ilgilenmiyor. Yasagin kilici baskalarinin boynunu ucururken gikini cikarmayanlar, o hengamede ellerine bir kiymik battiginda sanki zulmun asil odak noktasi kendileriymis gibi isyan ediyor.

Okudugum bloggerlarin bir kismi dindar, hatta bir kisminin da basi ortulu. Ama sizi temin ederim, hicbiri zannettiginiz gibi bir durus sergilemedi bu yasak karsisinda. Cok daha temel hak ve ozgurluklerinden mahrum kalmis olanlar bile eski defterleri acmadi, nalinci keseri gibi kendilerine yontmadi (bir bos zamanimizda bu kaba saba deyimlerimizi de yontmak lazim ya neyse)

Ben ortak paydalarin cok onemli olduguna inaniyorum Elektra. Cunku bu ortak paydalarin, hem kisisel hem de toplumsal empati ve digergamlik duygularimizi gelistirecegine inaniyorum. Ve bir toplumun ancak bu iki duyguyla bir arada ve dimdik ayakta durabilecegini dusunuyorum.

Son olarak, evet lutfen hic hiz kaybetmeden, hazir parmak aktivistligine isinmisken, elimizin hamuru (ay aman murekkebiyle:)) erkeklerin bize reva gordugu her turlu zulme ve haksizliga dur diyelim:)

Sevgiler,
Ayse Sule

elektra dedi ki...

ayşe şule diyeceğim izninizle, kremalinin annesi takma adının altına adınızı da yazdığınız için ,

ben sizin yorumunuzda nedeni açıklanmadan önce verilen tepkilerin önyargı içerdiğini söylemeniz üzerine yazdım yorumumun haklı olarak üzerinize aldığınız kısmını. bu, sizin yorumunuzda geçen bir saptamaydı. ve önyargılı tepkilerin, önyargı olmaktan ziyade olup bitenler karşısında bizlerde oluşan haklı kanılara dayandığını söylemeye çalıştım.
sizin bana yanıt olarak yazdığınız kısımda örnek olarak şunu veriyorsunuz:

'Blogger yasagina verilen tepkileri okuyorum kac gundur. Blogunda genc bayan bloggerlarla birlikte yazilar yazan genc bir adam gecenlerde soyle demis mealen:

"Bu yasak blogcu com'un basina gelseydi kolay kolay kalkmazdi. Cunku oranin uyeleri kendi halinde yemek tarifi, dantel ornegi paylasan mulayim bir kitle. Oysa biz bloggerlar cok cirkef bir guruhuz ve hakkimizi soke soke aldik". '

bu örneğiniz, nedeni açıklanmadan önce verilen önyargılı tepkiler saptamanız için kullanılamaz kanımca. çünkü anladığım kadarıyla yasak kalktıktan sonra yapılmış densiz bir yorum. yorumun ne denli küçümseyici, ne denli haddini bilmez, ne denli -hadi ben ağzımı daha da bozayım- terbiyesiz bir yorum olduğuna sizinle birlikte imzamı atarım. kadınların emeklerinin farkına varmaya başlamalarını sağlaması açısından da blog hareketlerini çok önemsiyorum. ve gıpta ile takip ettiğim blogcu. com ya da blogger uzantılı sayfalarım var benim de örgülerini, takılarını, yemeklerini, yaşamlarını paylaşan kadınlar bunlar. bizler gibi. blog eşitliyor insanları. ve tam da dediğiniz gibi empati ve digergamlik duygularimizi geliştiriyor. bu açıdan önyargılı önyargısız,kapandığında tıklanan her tepki değerliydi benim için.


nalıncı keseri gibi kendine yontmak deyimi, atasözleri ve deyimlere acaip hayran olan ben tarafından kabalık etmek için kullanılmadı. kabalık olarak algılandıysa tarafınızdan özür dilemekten hiç kaçınmam. özür dilerim. ama deyimlerimiz bazen denmek isteneni çok güzel özetler, zenginliğimizdir.
yorumumun o kısmında da itiraf etmeliyim ki, sizin yorumunuzdaki

'Neden hickimse "yahu yasak kotu seymis, blog yazmaktan daha yasamsal haklari gaspedilenler kimbilir neler cekiyor bu ulkede?' diye empatik cumleler kurmuyor?'

ifadenizdeki, ' hiçkimse ' genellemesine çok bozuldum. blog yasağına tepki verdiğim gibi, diğer yasaklar karşısında da en azından düşünen ve yasaklanarak değil tartışılarak çözüm bulunmalı diyen ben, blog yasağına tepki veren hiçkimse genellemenizden dolayı incindim, ve en azından benim kadar önyargılı olduğunuzu düşündüm. ve en azından siz yorumunuzda eski defterleri açmış oldunuz.ben de sizin üzerinizden, sanırım sizin yaptığınız gibi bir yanlış yapıp genelledim. tepkisel davrandığım ortada.ayıp etmişim diğer arkadaşlarınıza.


Ben de ortak paydalarin cok onemli olduguna inaniyorum ayşe şule. tam da sizin dediğiniz nedenlerle. ötekileştirmenin bir toplumun temeline dinamit koymak olduğunu düşünüyorum ben de. mesela blog dünyasına girip paylaşma nedeniniz olarak kerteriz noktası aldığınız annelik. nasıl da eşitler öteki olan herkesi. ha siz annelrden hanım diye bahsedersiniz, ben kadın diye. bu dilsel farklılıklara takılmadan anlamaya çalışmakla değişecektir herşey diye düşünüyorum.

saygılar...
ayşegül...

( bu sizin adınızı yazma samimiyetine verilmiş samimi bir tepki olarak ilk kez yaptığım bir şeydi. blog dünyası da adımı öğrendi yani:))

Geveze Kalem dedi ki...

Ayşe Şule, bahsettiğin tarzdaki birkaç yoruma rastladım bloglarda, tamamen tesadüfen. Zemini sağlam olmayan hızlı yol alışımızın, bu ülke insanları üzerinde ne kadar çarpık sonuçlar doğurduğunu bu vesileyle bir kere daha gördüm. Ama ben dün teke tek programında şu vasıfsız insan müsveddesinin, dünyanın tüm pis sıvılarından da beter kokan konuşmasını duyduktan sonra, çaresiz hissediyorum kendimi. Bu tükürüğüm kadar kıymeti olmayan kişiliksizler elini kolunu sallaya sallaya, dolanıyorlar ya şu memlekette... insan ırkının hak ettiği yerlerde yaşam sürüyorlar ya... içim çekiliyor benim, hırsım içimi kemiriyor!
Oooof of!

Sufi, umut dolu sözlerin için kutluyorum seni. Umarım...

Elektracığım, keşke herkes seni gibi delse ciddi işleyen hukuk sistemini.:) Ben de senin çizdiğin yolları takip edip tıkır tıkır parmak oynattım. Haklısın, aydınlanma oldu ne olursa olsun. Belki etkili olup olmadığını görmek için biraz daha beklemek lâzım.

Tabiat Ana, şimdi şu bloglara yazdığımız yorumlar ya da postlar var ya, onlara harcayacağımız vaktin belki çok azını daha gazete, dergi veya ilgili kurumlara harcayarak, toplumun duyarsız olmadığını göstermek mümkün. Dediğin gibi ben de blogumu protesto alanı olarak değerlendirmek istemiyorum ama kayıtsız kalmamanın yolu yalnızca bloglardan geçmiyor. Belki dediğin gibi sıranın bize gelmesini bekliyoruz. Neyse ki çok ağır sonuçlarla karşılaşmadan bu konuda birşeyler yapmamız gerektiğini kavradık.
Sevgiler...

Kremali'nin annesi dedi ki...

O zaman ben de Aysegul diyecegim izninizle:)

Oncelikle, her satiri emekle yazilmis guzel cevabiniz icin tesekkur ederim. Birbirimizi anlayabilmisiz, buna cok sevindim. Ama izninizle bir iki konuya biraz daha aciklik getirmek istiyorum.

Kadin veya hanim; hangisini tercih ettigimiz bence de cok onemli degil. Kimileri, sectigimiz kelimelerin cok onemli oldugunu, cunku cogu zaman, ozellikle de bilincli bir sekilde secilmislerse, sahiplerinin sirtindaki kamburlara (yani yol boyu edindikleri farkli dunya goruslerine) dair ipuclari verdigini dusunur. Lakin, benim kadin yerine hanim kelimesini tercihim cok da bilincli degildi. Ya da soyle soyleyeyim, belki biraz bilincaltiydi. Yillarca insanlarin birbirlerine hanimli beyli isim tamlamalariyla hitap ettikleri ortamlarda calistim. Burada yorum yazarken de, isimlerini vermeden bahsettigim kadinlar icin hanim kelimesini kullanmisim. Burokratik aliskanliklarimin kulaklarini cekiyor ve bir daha olmasin diyorum:)

Verdigim ornege gelince; haklisiniz, o tepki yasak kalktiktan sonra verilmisti, oncesinde verilen onyargili tepkilere iyi bir ornek degildi. Lakin, siz de kabul edersiniz ki, kriz ve ofke aninda verilen tepkiler, hersey normale dondukten sonra verilenlerden her zaman daha olcusuz ve insafsiz olur. Bu olayda da oyleydi. Ama ben kriz ve ofke aninda verilmis tepkilere ornek vermekten artik hicap duyuyordum ve nispeten daha yeni ve daha olculu buldugum bir tanesini secip sizinle paylastim.

Son olarak, ben de sizden ve istemeden yaptigim o haksiz genelleme sebebiyle kirilmis olabilecek herkesten ozur dilerim. Biliyorum mazeret degil, ama ben okudugum bloglarin hicbirinde o empatik cumleleri goremedigim icin boyle bir genellemeye gittim. Bir de, insan bazen yalniz olmadigini anlamak icin, ses vermek ve dikkat cekmek zorunda kaliyor. Orada oldugunuzu gormemi sagladigi icin yaptigim hatayi affediyorum. Siz de affedin olmaz mi:)

Sevgiler ve saygilar,
Ayse Sule

PS; Sevgili Gevezecim, senin nickname'i senden cok hakettigimi gosteren bu uzun yorumlar icin ozur dilerim. Yakinda yorumlara onay getirir ya da bana ozel giris yasagi koyarsan hic sasirmam ve de kirilmam :PP

elektra dedi ki...

ayşe şule, anlamışız bibirimizi bence de. o zaman, merhaba:)