Yüreğinin 'cızz!' hali...

|
Hani o akşam ağlamıştım ya, ne sen nedenini sormuştun ne ben söze dökmüştüm, ne içindi gece boyu akan gözyaşlarım bilmek ister misin? İstemezsin... 'Önemli bir detay' değildir senin için. Ama ben senin 'önemli' bulmadığın ne kadar şey varsa hepsini önemsiyorum, senin yerine, senin açığını kapatmak için, seni korumak, senin eksiklerini onarmak için. Zaten bu yüzden varım yanında, ne acı ki bunu biliyorum ve ısrarla bir gün senin de önemseyeceğine dair tutkulu bir umut besliyorum.
Ne anlatsam, ne duruma düşsem, nasıl bir 'öykülük' halde olsam içini 'cızz!' ettirirdim acaba? Sen en son o filmi izlerken kimseye görünmeden masanın altına girip, hıçkırıklarla ağladığın gün mü yitirdin acaba yüreğinin 'cızz!' halini, henüz çocukluğunun ilk beşindeyken? Tarık'la Halit, iki büyük abi, hastalıktan kaybediyorlar ya küçük kardeşlerini... Son dileği bir televizyonken... Sahi, almış mıydılar o televizyonu?
Şimdi sen en son 'kardeşin ölümüne' ağlamışsan, en son burada vazgeçmişsen seni üzmesi muhtemel duygulardan, ben sana 'o akşam ayakkabılarını çıkarttığında gördüm topuğundaki yarayı,' desem, 'senin yerine canım yandı,' desem, 've ben senin yerine bunun için bile ağlıyorken, neden varlığım sana gölge?' desem... ne 'önemi' var ki?...

2 yorum:

ss dedi ki...

Bazen insan öyle bir acı yaşar ki; bundan sonra hiçkimse onun canını acıtamaz sanır. "Acıtamayacak" diye de söz verir kendine. Ama bir an gelir ki; ne kadar acınası hale gelmişken kendisi, hiç acınılmayacak durumlara acınır durur. Daha farklısını bilmiyordur çünkü...

'Annem'in kalemi... dedi ki...

Hep söylerim, insanoğlunun sahip olduğu en yüce özelliklerden biridir unutmak. Yoksa acılar kalsaydı ilk tazeliğinde nasıl var olmaya devam ederdi insan?
Ne mutlu ki unutuyoruz, ne mutlu ki unutuyorum. Yok, öyle kolay kolay silinmez ama azalması bile mucizedir bence.