'Cemre'min Üç Hali

|
Böyledir Benim 'Cemrem'in Yolculuğu...

Önce aklıma düştü...

14 Mart 20..
"(...) 'Doğmamış çocuğa zıbın biçilmez'' denilir, ama aklıma doğdun, yetmez mi... Başlıyorum şimdiden senin için yazmaya. Korkma acelem yok, ne zaman hazırsan o zaman gel. Çünkü ben zaten yalnız seni bekliyorum, bir başkasını değil. Bunu sen de benim kadar iyi biliyor olmalısın..."

Ve sonra içime...

13 Ağustos 2006
"Haksız değilim elbet... Uykumun kaçması, saçma rüyalar, tuhaf gerginliklerim, heyecanım... Hiçbiri boşa değil! Çok önemli bir sonun başlangıcı bu.Ya da çok önemli bir başlangıcın öncesi SON! Bitenin de, başlayanın da önemi çok büyük! Şu sağ yanımdaki süslenmiş boş beşikte sen var olacaksın artık. Şaka mı bu? Küçücük bir can!
Sen içimdeyken mutluydum ben bebeğim. Hiç şikayetim olmadı senden. Bak, şimdi bile karnımın içinde itekliyorsun beni. Nasıl da mutlu olunası bir durum. Seninle ilişkimin şu ana kadar tecrübe ettiğim kısmı MÜKEMMELdi. Evet, sabırsızdım. Ama adım adım, çok değerli bir yolculuk paylaştık, senin öğretmenliğinde. Farkında değildin belki, eğittin beni, birçok şey gibi sabretmeyi de öğretttin, oysa ben sadece besledim seni. Ve SEVDİM! Taviz vermeden ve her güne ekleyerek sevdim. En mutsuz olduğum zamanlarda bile, içimde var olduğunu bilmek İYİ GELDİ BANA. Üzüldüm bazı zamanlar, hatta tutamadım kendimi sinirlendim birçok şeye. Ve nefret ettim kendimden, içimde sen olduğunu bile bile üzülebildiğim, sinirlenebildiğim için, sana daha doğmadan bu kötü duyguları tattırdığım için.
Ölüme kadar birliktelik için ayrılacağız bebeğim! Seninle bir ömür için, sensiz bir beden şart!
Şu ana kadar seninle yalnızca İÇİÇE bir yaşamı tecrübe edebildim, sen beni, ben seni görmeden tanımadan. Yalnızca hissederek... Bu yaşam güzeldi bebeğim... Şu yanımdaki süslenmiş boş beşik bir gün batımlık zamandan sonra dolacak. Ve ben eğilip seni kucaklayacağım. Dayayıp göğsüme, sana HAYAT akıtacağım. Yine tek bir beden gibi görüneceğiz iki ayrı bedenle... İki ayrı yaşam... Benim sana kadarki yaşamım artık bitiyor bebeğim. Yeni bir kimliğim daha olacak artık. Seni doğururken ben de doğacağım, yeni kimliğime doğacağım. Bugüne kadar edindiğim kimliklerin hepsini önemsiz bulacak kadar değerli olacak bu kimliğim. Kendimi tanıtmaya buradan başlayacağım. En son kazandığım ama en üstte taşıdığım kimliğim olacak bu kimlik, ANNE olacağım!
Barış'ın annesi...
Oğlumun annesi...
Yavrusunun anası...

Bu bir veda yazısı oğlum... Birlikte içiçe geçirdiğimiz günlerdeki eski kimliklerimize veda yazısı... Şimdi önümüzde MUHTEŞEM günlerimiz var, yeni kimliklerimizle bize sunulan. Umut ediyorum ki, muhteşem günler... Az sonra hava aydınlanacak oğlum. Sen beni, ben seni göremeden paylaştığımız ilişkimizi yaşayacağımız son günün ilk ışıkları parlayacak az sonra. Hadi, bunun da tadını çıkaralım! Önceki her birlikte günlerimizde yaptığımız gibi... Ve 14 Ağustos Pazartesi gününe, gözlerimizin ilk kez birbirine değeceği, kucak kucağa yaşayacağımız ilk günümüze, mutlulukla, sağlıkla, huzurla MERHABA diyelim. ''

Ve en son ömrüme...

14 Ağustos 2007
"Tanımlayamıyorum! Kelimelerim topak topak oldu. Zaten hepsi çapsız, değersiz, renksiz, ifadesiz, sönük, donuk, soğuk kalır bu hissi tanımlamamda. ‘Bir yerlerde var olmalı,’ diye düşünüp açıyorum yüreğimin en nadide yerlerinde sakladığım minik kelime sandıklarımı; en özel durumlar için kullanılmaya hazır, o hassas kelimeleri arıyorum, yok! Ve fark ediyorum ki henüz yeryüzünde hiçbir dilde kelime olarak karşılığı yok bu hissin, yalnızca yaşayanlara özel ve yalnız yaşanınca güzel.
Sana duyduğum tarifsiz sevgiden bahsediyorum bebeğim. O içime pamuk seli akıtan gülüşünü, alnına düşen ipek gibi kuş kanadı perçemini, tombul beyaz ‘süt kaymağım,’ diye bulandığım gerdanını, her ağzını araladığında bıkmaksızın ‘merhaba’laştığım inci tanesi dişlerini ve yonca gibi açılan o minik ağzını, avucuma konan, bana ‘deva’ gibi tutunan tombul, yumuşak ellerini ve tabii yanına en çok kelime yakıştıramayacağım ‘gözlerini’, tüm bunların bendeki hissini, bendeki aksini tarifle başlayacağımı sanırdım bu ilk doğum günü yazısına. Ben daha bunlara ne kelime, ne ifade yakıştıramazken nasıl becerebilirim ki her güne eklenerek büyüyen sevgimin tarifini?
Tam 1 yıl oldu bebeğim, doğumumuzun üzerinden 1 yıl geçti. İçimdeki son gününde yazmıştım, ‘…seni doğururken ben de doğacağım, yeni kimliğime doğacağım. ANNE olacağım!...’demiştim ya, doğduk ve çarçabuk da büyüdük işte. Bu ilk yılımız ne de güzel geçti değil mi? İnan ki seninle her günümün değerini bilerek ve milyonlarca kere şükrederek yaşadım. Ben senden önce de vardım ama itiraf etmeliyim ki tatsız bir ‘ben’mişim önceleri. Ben ki sevgiye delice tutkun, sevgiye gözü kapalı mahkum, senden sonra fark ettim ki aslında sevgiyi hiç bilmemişim. Denildiği gibi ‘herkesin sevgisi ayrı’ değil içimde, önce sen ve sonra artık kim gelirse…Çok şanslıyım, çok mutlu, çok huzurlu… Biliyorum, sen hayatımda var oldukça bu hep böyle sürecek. Anladım ki bundan sonra yaşayacağım her günüme ‘tarifsizliğin’ eklenecek. Çabalamayacağım boşuna; sana sadece ‘SEVİYORUM’ diyeceğim, ve hiçbir zaman bunun derinliğini anlayamayacağını bileceğim.
Belki söylemek için çok erken ama yine de sözümdür bu sana; her ne yaşarsan yaşa, ister gül, ister düşün, ister(gönlümden geçmese de) ağla, bil ki meleğim bir gölge gibi hep seni izleyeceğim. Sen daha düşmeden, yine o ‘deva’ ellerimi vereceğim. Yüreğim hep seni dinleyecek, sesim hep seni söyleyecek, senin için düşleyip senin için düşüneceğim. Ama dert etme, sen giderken senin çizilmiş o tertemiz yolda, bir düşüp bir kalkarken, önündeki kapılar kapanıp açılırken, doğrulara en düşlediğin yerden ulaşırken, gölgen olduğumu hiç bilmeyeceksin, sadece gönlün istediğinde ‘annem!’ diye dönüp geleceksin.
Bu gün bizim doğum günümüz bebeğim. Saatler geçtikçe buram buram heyecan kokuyor ortalık. Dönüp dolaşıp, karanlıkta melek gibi uyuyan silüetine dalıyorum. Seninle yaşayacağımız daha nice özel günlerin hayaline bulanıyorum. Yine tarifsizlik basıyor yüreğimi. Söyleyecek kelimelerim bitince gözyaşına sığınıyorum. Akıtmam lazım bir yerlerden, ister gözyaşından ister kelimelerden.
Canım oğlum, bebeğim, benim tatlı meleğim;Varlığın varlığıma hayat kattığı için sana teşekkür, Yaratan’a da şükrediyorum. Ve her zaman söylediğim, söyleyeceğim o en nadide değerdeki cümleyle yeni günlerimize, yeni yılımıza ‘merhaba’ diyorum; SENİ SEVİYORUM…

26 yorum:

sessiz balik dedi ki...

ne düşündüm biliyor musun ?
biz bile şimdi öyle etkileniyoruz ki yazdıklarından Barış büyüyüp de bunları okuyunca neler olur ...
(okumalı .)

SArdunya dedi ki...

kalbimden vurdun... kalbimden.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

:-)
dunyanin en guzel ve essiz duygusu bu... harika yazmissin...

berfin dedi ki...

tüylerim diken diken oldu gevezem.
ancak böyle anlatılırdı.anne olmadan anneliği hissettirdin.barışa maşallah çok yakışıklı maşallah.allah bağışlasın.öptüm

ebru dedi ki...

bu kelime için bundan daha iyi bir yazı okuyacağımı tahmin etmiyorum. duygularını bu kadar yoğun yaşaman ve bu kadar iyi ifade edebilmen sana, barış'ına ve dolayısıyla bize bir armağan.

Seda C. dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem,
Ebru'nun yorumununun tekrari olacak ama gercekten bu kadar yogun hissettigin ve bu kadar guzel dile getirebildigin icin cok sanslisin. Biz de sansliyiz ki okuyoruz :)
Yorum yazmadaki cesaretsizligim cok da anlasilir degil kose yazmaya kalitigim dusunulurse ha ha ha :)http://www.oyalamakagidi.com/yazi_detail.php?yazar_ID=10&yazi_ID=116 . Umarim link vermemin bir sakincasi yoktur.
bundan sonra daha sik yorum goreceksiniz.
sevgiler
Seda C.
Not: Ben de artik sutleri dokmuyorum, cok acik kalirsa bozulmasin diye babamiza iciriyorum :)

Butterfly dedi ki...

Herşeyi tam olarak hissederek yaşanmışlıkları hep hüzünle karışık buruk bir sevinçle izlerim, bunu da öyle okudum, kendime dönüp baktım,aklıma düşmeden içime düşmüş, içimde ne olduğunu bile anlayamdan ömrüme düşmüş bir oğul annesi olmuşum, anne olduğumu anlayacak kadar geçen sürede ise kendimi büyüyemeyen bir çocuk yetişkin.........
Şimdi onun için yazdıklarıma, onun için karaladıklarıma bakıyorum, her satırı biraz eksik, her kelimesini biraz yaralı buluyorum... Sonra aynaya dönüp bakıyorum, yaralarımı da eksikliklerimide seviyorum, iyikilerim keşkelerime yeniliyor o zaman...
Yazın benim olsun mu? Bu yazıyı çok sevdim.. Ne olu bana ver bu yazıyı;)

Hüzünbaz dedi ki...

Annenin evlada olan hislerini en duru şekilde anlatmışsın.Barış şanslı bir bebek..Yüreğine sağlık..

Geveze Kalem dedi ki...

Özlem'ciğim, eğer Barış isterse okuyabileceği yığınla yazı olacak, gerek kendi hakkında gerekse hayata dair. Doğrusu ya ilgilenmesini dilerim. Ama bunu erken öğrenmemeli, büyüsü kaçar.;-)

Sardunya, sen de annesin ya, ondandır. Hem de iki kere...:)

Esra, eşsiz ve tarifsiz, değil mi?

Berfin, teşekkür ederim. Bir anne ol o zaman bunların boş laflar olduğunu anlayacaksın.;-)

Ebru(eski türk fillerinden bir replik, Belgin Doruk tonuyla oku) şımartıyorsunuz beni.:P

Seda, ne demek sakınca falan, ziyaret edip hemen düşüncelerimi ilettim gerçi ama buradan da şunu söyleyebilirim; Ne iyi ettin!:)Çok beğendim siteyi, çok keyifli bir iş yaptığını da söylemeliyim. Benim uğrak sayfam olacak artık orası. Zaten bloglarıma da hemen ekledim.:) Biraz benim de katkım olursa diye sana gözüme ilişen bazı haberleri, etkinlikleri, duyuruları iletirim.:)
Sevgiler...

Butterfly, bu iyi haber. 'İyi ki'ler 'keşke'leri her zaman döver.;-)
Eminim -eksik olduğunu düşündüğün- anne-oğul güncesine dair yazıların sizi anlatan en iyisidir.;-)
Sevgiyle...

Hüzünbaz, buradaki tüm annelerin çocukları şanslı. Şanssızları saymaya gerek yok, o kadar göz önündeler ki... Ama işte bazıları gören gözle bakmayı bilmeden oturuyorlar bazı koltuklarda...
Sevgiler...

evrim (akira) dedi ki...

Muhteşem, muhteşem bir yazı Gevezecim. Anne olma isteğimin hafif hafif kıpırdanmaya başladığı şu günlerde bu yazı bana neler hissettirdi tahmin edersin..

Seda C dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem,
Yazimi okudugun ve guzel yorumun icin tesekkurler. Amacim gizem yaratmak degildi, iyi ki okudun yazimi ve iyi ki bir adim otemdesin, her ne kadar aramizda koca bir okyanus da olsa .. Belki “mavi bir dostluk” kurabiliriz ne dersin ? Inan ne yaptigimi bilmiyorum ama bu kadar derin bir istegin gerceklesmesinde kucuk de olsa bir katkim olduysa ne mutlu bana!
Oyalama kagidi benim hazirladigim bir site degil, editorumuz Esra hazirliyor. Benim yazilar disinda bir katkim olamiyor ama oyalama kagidini cok seveceginden eminim. Seinin de her turlu katkin bizi cok mutlu eder.

Girisiminin ne oldugunu cok merak ettim, insan anne olunca girisimcilik ruhumu mu kabariyor? Biz de iki anne yeni bir is kuruyoruz, tabi ki isin sonunda cocuklari mutlu etmek var. Goz atmak istersen is web sitemizi de vereyim (henuz cok yeni )www.kayrada.com . Ama bu guzel ortami reklam amacli kullanmak istemem, yani bu kismi cikarirsan hic rahatsiz olmam sadece biraz daha tanisalim istedim.
Sevgiler
Seda

TuBiKKo dedi ki...

bu konuda söyleyebilecek bişeyim yok... şimdilik...belki 2-3 sene sonra...
sadece Barış'ın çok şanslı bir çocuk olduğunu düşünüyorumm...Ve 3 cemreyi böylesine güzel birşeyler özdeşleştirdiğin için de seni gerçekten kutluyorum...

Kendimi onun yerine koyuyorum(hani belki benim yaşlarıma geldiği haline) düşünüyorum da benim annem zamanında benim için böyle satırlar karalamış olsaydı eğer ve ben şu an onları okusaydım şimdiki halimle, bu benim için çok çok değerli olurdu...Evet çocukluk anılarımızı ve annelerimizin bizi ne kadar sevdiğini kendi dillerinden dinliyoruz ama bir de onların kaleminden okumak..Bu müthiş olurdu..

Ve biliyor musun,eşimle evlenmeye karar verdiğimiz zamandan beri çocuklarımız için ortak bir günlük tutuyoruz...İçinde mutluluk,sevinç,hayal kırıklıklarımız kavgalarımız herşey var...Ve de hayatımızdaki dönüm noktalarında hissettiklerimizn kendimizce ifadesi...
Umarım ben de bir gün bu muhteşem anne olma duygusunu tadarım ve çocuğumuza bu yazdıklarımızı onlar için sakladığımız anıları duyguları nakletme fırsatımız olur...
Bu konuda söyleyecek bişeyim yok dedim ve yine uzattım lafı öyle değil mi :)
Sevgiyle kal...

Geveze Kalem dedi ki...

Evrim, sana tekrar olacak bu yorumum; şu anda iç mimari okumaktan çok daha kolay.;-)
İşte o kıpırtılardır düşen ilk cemre. 'Cemren' hayırlı olsun!:)
(Valla kız olursa adını 'Cemre' koy derim ben, e bu kadar lâfın üstüne.:))

Sevgili Seda, bana 'Benim Mavi Dostlarım' adında yazdığım bir yazımı anımsattın; vaktiyle yazı dostluğu kurduğum kişilere ithaf edilmişti. Şimdi bundan birkaç sene öncesinde düşündüğüm şeylerin ne kadar doğru olduğunu buradaki 'yazı dostlarım'dan daha iyi anlıyorum.:) Yani bahsettiğin Mavi Dostluk yabana atılır cinsten değil.;-)
KayrAda'nın başta çocukları olmak üzere fikri çok güzel. Ürünleri hemen inceledim. Yakında yeğenimin doğum günü var ve oradan bir şeyler seçebileceğimi düşündüm. Ama yaşı itibariyle oğlum için bir şeyler seçmem daha kolay olacak gibi görünüyor.
Reklam olmasının ne sakıncası var ki? Burası benim değil mi? İstersem zurnanın reklamını yaparım, kime ne!:P
Yeni ürünlerinizi takip edeceğim ve ilk internet alışverişine oturduğumda mıknatıslı tahta yapboz siparişi vereceğim.:)
Sevgiler...

Tubikko, ben de geçmişimden zengin anlatım isterdim anne-babamın dilinden, çok mutlu olurdum büyük bir olasılıkla. Ama bir de şöyle düşün; bizim kuşağın çocukları anne-babaları hatta teyzeleri dıdıları, şunları bunları tarafından o kadar çok yazı, resim, fotoğraf, video kaydı vs. detaylarıyla büyüyorlar ki şu anda, belki de ileride bunlar herkesin sahip olduğu şeyler olduğu için sıradan görünecek. Bizim yerlere göklere koyamadığımız değerleri onlar önemsemeyecek.
Ve biraz da kadın erkek meselesi var işin içinde; yanlış düşünüyor olabilirim ama kızlar bu işin önemini erkeklerden daha iyi kavrarlarmış gibi geliyor bana. Yani benim oğulcağızım bir gün gelip tüm belgelerimi(ay bu çok soğuk kelime oldu yahu:)) eline tutuşturduğumda, ''Anne ne bunlar yaa, kızsal şeylerle beni oyalama,'' da diyebilir.;-)
Sevgiler...

Seda C. dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem,
Aslinda Mavi dostluk lafi o yazina ithafti :) Nette nasil buldugumu bilmiyorum o yazini okudum, eskiden sanal muhabetlere inanmazken net kurdu oldum ciktim.
Miknatisli araba cekme oyunu benim oglumun favorilerinden, 3+ olmasina ragmen Kayra 1.5 yasindan beri zevkle oynuyor. Sanirim 3 yas demelerinin sebebi arabalari taniyip tahtaya yerlestimenin cok kolay olmamasi. Ama bizim pratik bakicimiz buna da bir cozum bulmus, arabalarin uzerindeki rakamlari tahta uzerindeki yerlerine yazmis :) Oglusum artik rakamlara bakip yerlestiriyor, tabi boylece rakamlari da ogreniyor :) Bu arada bi hatirlatma sadece bu urunun ve kup yapbozlarin uzeri ince bir kagit kapli, urunun asli yine ahsap ama bir yanlis anlasilma olsun istemem. Diger urunlerimiz tamamen ahsap. Bu arada Baris'in yasini dikkate alarak tombul yapbozlari da seveceginizden eminim.
tesekkuler, iyi oyunlar
sevgiler
seda
Not: Yorum konusunda beni yureklendirdigine pisman olacaksin :)

Geveze Kalem dedi ki...

Hehehee yok yok ben pişman olmam, adım neden Geveze Kalem sanıyorsun?:)))
Tamam o zaman, tavsiyeni de dikkate alacağım.;-)

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Yazını okurken geçmişe gittim aniden, biraz sonra o kapıdan hemşirenin kucağında girecek, yıkanıcak, giydirilecek ve senin yanına gelmek için sabırsızlanacak, acıkmış bir vaziyette yaygarayı basıcak sanki.
İyiki var, iyiki doğmuş, iyiki o benim torunum.

Goddess Artemis dedi ki...

Mimlendiniz! :o)

Aysegul dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem, sana daha öncede yazmıştım yaa yazılarını okumak için geniş zamanlara saklıyorum diye. Bu seferde öyle oldu. Üstelik birde benim seyahatte olduğum süre içinde bayağıda üretken olmuşsun.. Herneyse işte bu güzel Cumartesi sabahı, Sri Lanka'dan getirdiğim çaylardan bir tane demledim ve sabah sabah, okudum okudum okudum.
Ellerine sağlık, harikasın. Bu arada bu kadar güzel çizebildiğini bilmiyordum.
Sevgiler

"Göz" dedi ki...

Annelik hep çok yüce, çok eşşiz bir his olmuştur benim gözümde... "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" sorusuna verdiğim "öğretmen, doktor, dansöz, ressam, profesör, vs..." gibi muhtelif cevaplar arasında her daim demirbaştı "anne olmak".
Ama savaşların, yangınların, çığlıkların ortasına, böyle bir dünyaya masum bir bebek getirmek ne kadar doğru diye düşünüyorum. Sırf kendim için yapacağım en iyi şey olduğunu düşündüğüm için, onu tüm bu kötülüğün içine bırakmak...
Diğer yandan, onca çirkinliğe rağmen canından kopan bir cana sorgusuz sualsiz bağlanmak...
Bu öyle bir yazı ki, insanın canı çekiyor. Öyle güzel anlatmışsın ki, tadını bilmediğim bir hisse özlem duyuyorum. Okurken gözlerim doluyor, burnumun direği sızlıyor, anne olmak istiyorum.

etki alanı dedi ki...

Bu yazı "Anneyiz.biz" dergisine çok yakışırdı..

O günlerimi hatırlattın bana....
TüTü

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sema'cım Barış'a bundan daha anlamlı bir hatıra bırakamazdın;) dilerim gelecekte bir gün, yakışıklı bir delikanlı olduğunda, başını annesinin omuzuna dayar ve yanağına bir öpücük kondurarak bu satırlar için teşekkür eder...:)
Bu arada mailini bekliyorum...
Sevgiler.

Geveze Kalem dedi ki...

Yaşamın Kıyısındacım annecim, benim yalnız kamera görüntülerinden izlediğim bir ânı hatırlattın sen de bana.:)

Artemis, mimimi(ay ne komik oldu:)) en kısa zamanda icra edeceğim.;-)

Ayşegül, yorumlarını da en az yazılarını özlediğim kadar özlemişim.:) Bir daha yolculuk öncesi birkaç yazı hazırlayıp, yokluğunda yayınlaması için birini görevlendir lütfen. Özleniyorsun...:)

Sevgili Göz, bazı hayatlar doğmayı bazılarıysa batmayı bekliyor bir yerlerde. Kadercilik olarak algılamanı istemem ama eğer bu dünyaya çocuk getirmenin bencilce olduğunu düşünüyorsan belirtmeliyim ki anne olmak gerçekte kadının kendine yapacağı en büyük kötülüktür; o güne kadar yerlere göklere koyamadığın tüm değerlerin bir anda tahtından indiriliyor, daha önce hayatında yer alan önceliklerin bir anda son sıralara gerilediğini fark ediyorsun, 'asla' dediğin çok şeyin 'seve seve'ye dönüştüğünü görüyorsun, bir zamanlar önemsemediğin günlük aktiviteler artık hayal zamanları vazgeçilmezin oluyor, düşünsel ve fiziksel olarak o kadar çabalıyorsun ki dinlence anlayışın kesintisiz 3-4 saat uykudan öteye gidemiyor vs. vs... ve sen tüm bunların ortasında hâlâ eski sen olduğunu sanarak 'neden yapamıyorum? neden olmuyor?'u sorguluyorsun ya, işte adamı kopma noktasına getiren de bu oluyor...
Yani bana tepetaklak olmuş, eski kimlik bilgilerini yitirmiş bir kişinin 'kendisi için yapacağı en iyi şeyin bu olduğu'nu düşünüp çocuk doğurduğunu hâlâ söyleyebilir misin?:)
Biyolojik saat denilen şey, başka bir 'can'ın doğmasına vesile olma isteğinden başka bir şey değil bana göre.

Ama çok büyük bir gerçek de şu ki, kişi bunu yaşamadığı sürece söylenen ıvır zıvır...:) Senin düşüncelerinden ben de geçtim. Günde bilmem kaç kere alt değiştirme, üst değiştirme, uyutma, yemek yedirme, banyo, oyun, gezdir dolaş, mızmızlıkla uğraş seramonilerinin ortasında eski beni çağırıp oturtuyorum baş köşeye. 'Bak,' diyorum, 'özenilecek bir yanı var mı hâlimin?' Koşa koşa kaçıyor yanımdan ama ben neredeyse hiç şikayetsiz yapıyorum tüm bunları ve dünyanın en mutlu insanı olduğumu bilerek...
Bana kalsa değil ki kadınların, erkeklerin bile tatmasını dilerim bu duyguyu.:)
Yolun açık olsun.;-)

Tütü, pek okuduğum bir dergi değildir ama yakıştırdıysan mesele yok. Ben de bakayım bir ara.;-)

Dilekcim sana Barış'ı uyutunca göndereceğim demiştim ama bir türlü gelmedi o zama değil mi?:) İşte annelik hallerine bir örnek daha...Şimdi gönderiyorum.;-)

Butejoy dedi ki...

insanlarla iletişimim de empatiye çok önem veririm...
insanları iyi anladığımı da söyleyebilirim...fakat annelik çok farklı birşey sanırsam...ancak olunarak anlaşılan..çok özel bir duygu olduğu kesin,bu kadar özel seyler yazdırdığına göre....

Cocukla Cocuk dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın ; annelikle hepimiz yeni kimliklerimize doğuyoruz ve eskiye dönüş yok. Anneliği çok seven insanlardan olduğumuz için şanslıyız , anneliği sevmeyenlerde var mı demeyin, çok.
İşyerimdeki arkadaşlarım anneliğin beni hep olumlu değiştirdiğini söylerlerdi, daha bir sakinleşmiş ve empati kurmayı öğrenmiştim.

Geveze Kalem dedi ki...

Evet Sevinç, gerçekten anlatmanın ve anlamanın mümkün olmadığı bir durum. Empati falan fasa fiso oluyor annelik hallerinde.
Yaşamanı dilerim...

Çocukla çocuk, aklım almıyor onları. Bunun tamamen biyolojik bir şey olduğu düşünülecek olursa nasıl sevilmiyor anlayamıyorum.
Kendim içinde olumlu olduğunu söyleyebilirim. Tuhaf, sanki hiç farkında olmadan hep anne olmayı beklemişim.:)

fikriminincegülü dedi ki...

Bu yazın yüreğime dokundu. Yavrularımızın ne güzel hisler yaşattığını yeniden hatırlattı. Mutlu bir gülümseme ve gözyaşlarıyla okudum. Kalemine, yüreğine sağlık.

Lakin yukarısı ciğerimi dağladı. Paramparça olan anne kalplerini düşündükçe kahroldum. O kuzuları Allah korusun, analarına bağışlasın inşallah.