Ters-Yüz

|

Geçtim karşısına, bekliyorum. O bana bakıyor ben ona. Çağırıyorum, sessizce.
Gelmiyor.
Ama biliyorum istiyor o da, yoksa nasıl bu kadar güçlü hissederim ki?

Kış zamanları hep aynı, ısınmaz bir türlü ellerim. Şimdi heyecan da eklendi ya, biraz da sabırsızlık, iyice uyuştu parmak uçlarım. Ama biliyorum bir dokunsam ısınacak. Ya da ben o soğuk hallerini unutacağım, öyle güçlü sarılacağım ki, öyle bir hızla...

Hâlâ bakışıyoruz ve ben pes ediyorum, inata hiç gerek yok. Yavaşça yaklaştırıyorum ellerimi, parmak uçlarım siyah tuşlarında gelişi güzel dolanıyor, sadece dokunuyor. Sonra aniden bir harfe kuvvetle bastırıyorum, 'G' yazılı şimdi beyaz ekranda. ''Eeee?'' diyorum, ''nasıl devam edeceğim şimdi?'' Sessizliğini koruyor. Sıralıyorum tek tek aklıma ilk gelen 'G'li kelimeleri; gel, git, gör, gez, gir, gül, geç... ''Hah!'' diyorum, 'geç' güzel, yazıyorum; ''Geçtim karşısına, bekliyorum...''
* * *
İçimdeki koca dağın fare doğurmasını bekliyorum günlerdir. Dolmamış daha dokuz ay on gün, doğmuyor bir türlü.
Günlerdir beynim karınca yuvası gibi sessiz bir hareketlilik halinde. Küçücük bir evren şimdi orası; mini mini canlılar belli bir düzene uymuş yaşıyorlar. Hareket hiç bitmiyor; yönetenler, yönetilenler, yük taşıyanlar, kazı yapanlar sırayla, hiç şaşmadan bir amaç için birlik olmuşlar. Ama o kadar derindeler ki, göremiyorum, çözemiyorum, anlayamıyorum... Sadece bekliyorum, bilinmez bir yükün ağırlığı altında eğilirken.

Ve en nihayet bir şey oluyor, bir titreme sarıyor tepeden tırnağa, hayalde değil, gerçek. Bir yanardağ olmuş şimdi beynim, karıncalar dağılıyor, toprak yarılıyor, gürül gürül, sımsıcak dökülüyor zihnim... Yazdıkça yazıyorum... Yazdıkça çoğalıyorum... Şimdi ellerim de sımsıcak.

Nadasa bırakmadan önce son bir kez gözden geçiriyorum cümlelerimi. El sıkışıyorum sayfalarımla. Sonra gecenin ayazına kahve kokulu masamı bırakıp, çekiliyorum usul usul. En güzel uyku çağırıyor şimdi beni. Çünkü az önce 'aynaladım' ben kendimi. Yalnız bedenimin görünen yüzünü değil, içimi ters yüz edip gösteren bir ayna yarattım az önce sayfalarımda.
Çünkü yeniden selamlaştım ben 'dost'umla. Dökülen zihnimin kırıntılarını tek tek toplayıp doğdu yeniden. Çözülmez sandığım bir yapbozu birleştirdi benim için. Huzur ekti şimdi uykulu mayhoşluğuma.
Teşekkür ederim, artık uyuyabilirim. Hem de neredeyse gerçek bir doğumun sonrasındaymışçasına coşkulu bir huzurla.
İyi geceler dostum, iyi geceler...

15 yorum:

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

İyi geceler Sevgili geveze kalemim,
İki yazı ikiside birbirinden güzel.
Hiç bitmesin bu çoşkulu yazışın, hiç bitmesin çizgilerin.
Hep devam etsin o güzel anneliğin.

Geveze Kalem dedi ki...

İyi geceler anneciğim:)
Sende bu yetenek olmasa bende olur muydu sanıyorsun.;-)
E ama hadi artık yatalım, yarın torunun kapılarda bekler yoksa seni.:)))

Yıldız Yağmurları dedi ki...

İşte bu Sema'cım, hani diyordum ya sen hep yazsan ben okusam, ben yine okumaya doyamadım, üst üste üç kere okudum hala yetmedi:)nasıl anlatsam o kadar çok şey bir arada ki bu satırlarda hani benimde hissetmeyi özlediğim duyguların tadı sızıyor satır aralarından, istiyorum ki bana da bulaşsın biraz;)yumuyorum gözleirmi bekliyorum...
sevgiler..

Goddess Artemis dedi ki...

Neden tüm yazılarınızın başlıkları bende çağrışımlar yaratıyor acaba? "Yokuş aşağı patenlerle serbest çağrışım" ustasıyımdır, evet, ama bu kadar mı?

Bu yazınız da bir filmi çağrıştırdı bana. Ters Yüz diye saçma bir çeviri isimle gösterime girmişti: Adaptation. İzlemediyseniz, öneririm.

fikriminincegülü dedi ki...

G-A-B- sen bütün harfleri kullan. Hepsi feda olsun ne diyeyim böyle güzel şeyler yazan bir kaleme.:)

etki alanı dedi ki...

Bu ayna kelimesini kim buldu allahaşkına,Herkes ikişer ikişer yazıyor..Ne sihirli bir aynaymış bu!Ne yazılar çıktı ..Oku oku bitmiyor,doyulmuyor...
TüTü

TuBiKKo dedi ki...

Dün gece uykuya dalmadan hemen önce sayfalar arasında dolaşırken okudum yazını aslında...Ama dilim bağlandı yazamadım iki satır..Kahve kokulu masandan kalkıp yavaşça ilerleyişini canlandırdım gözümde...Rüzgarınla birlikte kahvenin de dumanı peşin sıra geldi sanki...

O kadar güzel yazıyorsun ki,okumaya doyamıyorum gerçekten...Tekrar tekrar okuyorum,acaba satır aralarında gözümden kaçan birşeyler var mıdır diye...

Ama en güzeli ne biliyor musun? Yazdıklarını gece okumak,sessizce yalnız başına iken..Fonda sadece çalan müziğin eşliğinde.. Ellerine sağlık diyeceğim ama öncelikle yüreğine sağlık...

Geveze Kalem dedi ki...

Dilek'ciğim, biraz daha zaman... Bu cümlem yazmaya dair özleminedir. Bizim kuzu yeni yeni akşamları düzenli sayılabilecek bir uyku tutturdu da ancak alabiliyorum elime kalemi geceleri. E hep böyle kalmayacak ya bu veledikolar;-) büyüyecekler, bize de bol bol zaman kalacak yazıp çizmek için.;-)))

Goddess Artemis, iyi hatırlıyorum o filmi.:) Bir yazarın can çekişiydi değil mi? Küçümsediği kardeşi kitap yazıp büyük övgüler alıyordu falan.:) Nicholas Cage;-)

İncegül,:))) Peki.;)

Tütü, öyledir aynalar, sihirlidir. Ama bitmedi, daha bir şey çizeceğim vakit bulursam. İsterseniz siz başka kelimeye geçin ama ben bunda takılı kaldım.:)

Tubikko, teşekkür ederim.:) Anlaşılabilmek ne güzel, ne güzel!:))

ebru dedi ki...

tatlım, ben de üç sefer okuyanlardanım. üç seferde aynı heyecanı duyarak, evet her harf senin olsun, sen hep hep yaz. ben de keyifle okumaya devam edeyim:-)

"Göz" dedi ki...

Pek bir derman olmuşsun derdime geveze kalemciğim. Tam da dediğin gibi oluyor zaman zaman.
Mesela dün gece dayanılmaz bir istekle günlüğüme (umuma açık olmayan çiziktiriklerim) sarıldım, satırlarca yazdım. Gözlerim ağrıyordu ama içimdekileri dökmeden yatamadım. Bitirdiğimde o kadar hafiflemiştim ki...
Güzel bir ortaklık buradaki insanlar arasındaki... Kar amacı gütmeyen his paylaşımına dayalı:)
İyi ki buldun beni tesadüfen!
Öpüyorum...

Geveze Kalem dedi ki...

Ebrucum, hiç görmeden en derinde tanıdığım canım arkadaşım, sözlerin benim için değerli, çok teşekkür ederim.:)

Sevgili Göz, tam da son cümlende bahsettin şeydi Ebru'ya söylediklerim.:)
Seni bulmaya gelince,
Elif Şafak ve Elif Şafak'ı google'dan search ederken beni bulan bilinmez kişi sağolsun. Aynı yolu izleyerek ulaşmıştım sana.:) Umarım yazı yolculuklarımız daimi olsun, her köşe başında kesişsin...
Sevgiler...

sessiz balik dedi ki...

her seferinde doğurdukların bizim de çocuklarımız oluyor
özenle okuyor , gözlerine heyecanla bakıyoruz onların , yenisi gelsin diye iple çekiyoruz senin sancılarını

bilmem fazla mı sahiplendim yazılarını
ama biz okudukça onlar yaşamıyorlar mı ?
öyleyse
iyi ki buluştuk :)

Seda C. dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem, yine cok guzel yazmissin. Yazdiklarin cogu zaman yuregime dokunuyor ve yorumlardan goruyorum ki yalniz degilim :) hatta yorumlardaki paslasmalari okumaktan da keyif aliyorum. Senin sayende digerlerini de (onerdiklerin, sana yorum yazanalar)okur oldum. Ama hala yorum yazarken biraz cekiniyorum, ilk yorumumda beni yureklendirmistin ama sanki varolan koyu bir sohbetin icin sonradan dahil olup buyusunu bozacakmisim gibi geliyor.. Bir blogum bile yok..Neyse yazilarini merakla bekliyor olacagim.
sevgiyle
Seda C.

evvelzamanicinde dedi ki...

sevgili Geveze Kalem, buraya yazdım okuduktan sonra silersin. Senin blogundakini değil ama kelime oyunu blogundan linkimi siler misin?
teşekkürler...
yazı da çok hoş, eline sağlık...

Geveze Kalem dedi ki...

Özlem, ben ne diyeyim senin bu yorumun üstüne bilemedim. Hak ediyor muyum acaba böyle bir taçlandırmayı diye düşündüm ister istemez.
''Biz okudukça onlar yaşamıyorlar mu ki?''
Ne diyebilirim, Tıp! :)

Sevgili Seda,
Keşke hayatta cesaret gerektiren her mesele bahsettiğin kadar kolay olsa.:) Eğer bu denli ince okuyorsan(yorumlar ve yorumlayanların blogları da dahil olmak üzere) edeceğin hiçbir sözün sohbete (senin deyiminle büyüsüne) engel olmayacağını anlamış olmalısın.;-) Hatta söylenen her sözün o 'büyüye' katkıda bulunacağından emin ol. Bazı blog sahipleri yazılarını yalnızca blog sahibi olanlara açar, mutlaka verdır anlaşılır bir sebebi. Ama benim için böyle birşey uygulamada değil. Dolayısıyla 'bir bloğunun bile olmaması' sohbete dahil olmana engel değil.
Ayrıca iyi ki geldin.;-)

Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.
Bu arada, artık lavaboya süt dökmüyorum, ya sen?;-)