'Sobe' Grubu!

|
Bir süre blog ortamından uzak kalmıştım, bilinçli olarak. O süre içinde değil ki post yazmak-okumak, oğlumun kitaplarına bile bakıp harf görmeye dayanamıyordum. Yazıyla daha barışık bir dönem için bu ayrılık son derece gerekliydi benim açımdan. Hâlen daha tam barıştığımızı söyleyemem ama en kısa sürede bana bir hediye sunup buzları eriteceğinden eminim. Ben de aklıma yeni öyküler olarak sunduğu hediyenin karşılığını, yine uykusuz geceler boyu kahve eşliğinde klavyeme tıklamak suretiyle verebileceğimi umut ediyorum. :)

Bu dönem içinde iki farklı yerden sobelenmişim. İkisi de bugüne kadar denk geldiğim en keyifli sobeler. Ama itiraf etmem gerekir ki sevgili Elektra'nın '55 kelimelik öykü' sobesi beni çok heyecanlandırdı. Zor çünkü! Hatta benim gibi, kalemi de en az kendi kadar 'geveze' olan biri için çok daha zor. Detaycı olduğumu itiraf etmeliyim. (Pek de önemli bir itiraf sayılmaz bu, yazılarımdan yeterince anlaşılıyordur zaten.:)) Dolayısıyla öyküleri roman tadında okumayı ve yazmayı severim. Hatta aile çevrem rüyalarımın detaylarını bile bu kadar net hatırlayıp anlatabiliyor olmamdan oldukça sıkılmışlardır. E koşullar böyle olunca, bir öyküyü 55 kelimeye sığdırmanın benim açımdan neden güç olduğu anlaşılıyordur herhalde.:) Belki de bu yüzdendir ki kelime harcama limitimi dolduramayacağımı anlayıp, bir 'sobe'nin önsözünü bu kadar uzun tuttum.:))

Gelelim öyküye. Aslında bu öykü daha önce yazdığım bir öykünün oldukça uzun girişinin epeyce makaslanmış hali. (Başlık kelime sayısına dahil değildir umarım.:))


DOĞUM GÜNÜ

Bilinmedik bir gürültüyle sürükleniyorum. Ayrıştıramadığım seslerin garip uyumuyla tanıdıklaşan bir gürültü bu. İstemdışı vakumlanıyorum kaygan zeminde. Karanlığı soluyorum; kokusu yok. Hissettiğim hafifliğin ötesinde hiçbir şey yok.
Ötedeki parlak noktaya kilitliyim şimdi. Sanki hemen ötemde, sanki çok ilerilerde. Kurtuluş gibi çağırıyor. İtiliyorum , çok güçlüce. Karanlık bir tünelden ucundaki parlak ışığa yürümek bu!
Anlıyorum en sonunda, ölüyorum!

Öyküyü böyle bitirmeye içim el vermedi. :)

Buydu hep bahsedilen, hatırlasana. Karanlık bir tünelden ucundaki parlak ışığa doğru yürümekti ölüme varan yolculuk. Meğer görüntüler değil, seslermiş en son veda eden, bir ömür boyu biriktirilenlerden. Ama daha ferahça bir yürüyüş olduğunu sanırdım, oysa daracık tünel çapında büzülerek, kaskatı bir kütle halinde istem dışı itiliyorum şimdi. Tünelin yapış yapış sıvısına bulanıyorum.
Tanıdık ve güven veren tek ince sesin tiz gürültüsü patlarken kulaklarımda, cehennem ateşleri yutuyorum. Burun deliklerimden sızan ateş ilerlediği her yeri yakarak varıyor en son yere; ilk kez kabaran ciğerlerime!

Ben ilk kez soluyorum!

Anamın yakından ilk kez duyduğum sesiyle aydınlanıyor dünyam. Ve nihayet anlıyorum ki, aslında ölmüyorum da, ‘ben daha yeni doğuyorum.’
Demek ölümle doğum bu kadar yakınmış birbirine, bir tünel boyu yolculuk süresince...

● ● ●
Diğer sobe de sevgili Artemis'den gelmiş. 'Çağrışımlar' sobesi.:) Aslında biz bunun bir benzerini kelime oyunlarında yapıyoruz. Ama orada verilen kelimenin çağrıştırdığı şeyler üzerine düşünülüp, uzun uzun yazılıyor. Bu kez yalnızca, harflerin çağrıştırdığı ilk akla gelen kelimeler... Gerçekten üstünde hiç düşünmeden, aklıma ilk gelenleri yazacağım. Ama umarım bir psikoloğun eline geçmez.:P Çünkü bu çağrışım meselesinin hiç de basit bir oyun olduğunu düşünmüyorum.;-)
A - Aydınlık
B - Barış (E malum, hayatım oğlumla dolu.;-))
C - Can
D - Demir
E - Efil efil (:S valla niye bimiyorum)
F - Fındık Kurdu (gibi beynimi kemiren düşüncelerden olsa gerek.:))
G - Gemi (yolculuğu ne iyi olurdu.)
H - Hayat
I - Izdırap
İ - İnsan
J - ? (Jakkum diyecektim ama öyle bir kelime yok.:P)
K - Kadın
L - Lale(zamanı şimdi İstanbul'da:))
M - Martı(lar ne güzeldi Ada'da...;-))
N - Nergis(i özledim:()
O - Okul
Ö - Özlem (Ama bizim Özlem:))
P - Pintik (Boncuk yeğenimin kendi uydurduğu bir kelime:))
R - Rakı (içmeyi beceremedim bir türlü)
S - Saydam
Ş - Şükran (Şükretmek manasında)
T - Tartı (:/)
U -Ufuk (ta hep bir gemi olsa, beklediğim yolcuları getiren...)
Ü - Üstün
V - Varlık (dergi olarak yani;-))
Y - Yazmak
Z - Zaman
Bu sobelerin sonunda kalabalık bir gurubu sobelemek istiyorum ben de. Umarım yazanlar yoktur içlerinde.:) 55 kelimelik öykü sobesiyle ilgili, öykü yolculuğumun baş arkadaşı sevgili Yıldız Yağmurları'nı, aslında tescilli bir yazar olup, kendini kılavuz kitap yazmış olmakla dikkate değer bulmayan ve beni sinirlendiren ama öykü dilinin de iyi olduğu Ebru'yu, öykü tadında kısacık şiirleriyle okumaktan büyük keyif aldığım Sessiz Balık'ı, yeni tanıdığım ama yazım dilini çok beğendiğim Özgür Rüya'yı ve yine kısacık cümlelerle çok şey anlatabilen ve beni epeyce düşündüren(:D) sevgili Sardunya'yı sobelemek istiyorum. Bu sobeyi o kadar sevdim ki çok dağılsın istiyorum.:)
Çağrışımlar sobesiyle ilgili olarak da yalnız bir kişiyi, sevgili anneciğim Yaşamın Kıyısında'yı sobeliyorum.
Sevgiler...

17 yorum:

OzLeM dedi ki...

ÖÖÖÖ dur biraz daha çağrıştırayım kendimi:-D
(Tanıdığın başka Özlem yok di mi? Üzerime alınıp şımardım ya, karizmayı çizmeyelim)
Doğum ve ölüm hikayesine bayıldım:-)

Geveze Kalem dedi ki...

Aslında tanıdığım çok Özlem var. Hatta 70'li yıllarda doğan bütün kız çocuklarına Özlem adını verdiklerine inanacak kadar çok!
Ama bahsi geçen sensin, karizma duruyor yani.;-)

evrim (akira) dedi ki...

Özlem var da niye biz yokuzz;p
Yazmışsın yine ellerine sağlık canım:)

daimamutfak dedi ki...

yaşamın kıyısından geliverdim bu kıyıya.
iyikide gelmişim yeni bir komsu ile tanıştım.sevgilerimle

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Hımm, yeniden yazman ne kadar sevindiğimi söylememe gerek yok değil mi? Bu arada bu saklı öykünde çok güzelmiş ama şimdi benim aklım bunun devamında kaldı...!

Bu arada şimdiden 55 kelimelik öykü yazacam diye kendimi strese soktum, zor bi iş bu ya. Ama deneyeceğim... sevgiler

Geveze Kalem dedi ki...

Evrim, bir dahaki sefere inşallah.:P Bak istersen seni 'J'ye koyayım, oraya bir şey bulamamıştım zaten.:)))

Daima mutfak, hoşgeldin. Her zaman bekleriz. Annemden sıçrayıp bana ulaşan ilk bloggersın.:)
Sevgiler...

Dilek, yazmışsın gördüm.;-) Senin elinden kurtulmazdı zaten.:)

zeynep irem dedi ki...

yorumum bu postla ilgili değil ama sen anlıyacaksın .Bu şarkıyı dinlerken sana yazmalı dedim bunu sadece .
HER ÇIĞIRDIĞINDA AYAGINA GELMEZ MUTLULUK
SESSİZ SESSİZ SİNDİRECEKSİN
YA DA GEÇİP HAYATIN ÖNÜNE
YÜZÜNE YÜZÜNE İNDİRECEKSİN
YOK DAN VARETMELİ BAZEN MUTLULUĞU
AYNAYA BAK ÇOK ZOR BULDUN
SEN SANA HERZAMAN İYİ GELENSİN
KOY VER GİTSİN BIRAK GURURU

Sardunya dedi ki...

Ben seni yazsan da yazmasan da neden yanımda hissediyorum? İyi ki benimlesin.

ebru dedi ki...

ya kızım yazacağım yorumu bile karıştırıyorsunuz bak!! hikayeyi 3defa okuduktan sonra, çağrışımlar kısmına farkında olmadan üstünkörü bakmışım. hemen yorum yazayım dedim, çünkü sanırım doğumu daha iyi, sıcak, görsel, duygusal, hissettiren daha iyi bir hikaye olamaz diye düşünmeye başladım. ama özlem'in yorumnu görünce dönüp ö harfine baktım ve elimde olmadan e'yi kontrol ettim:-)))
çok hoşsunuz yaa, çoooook.

ebru dedi ki...

bir de mim kayda alınmıştır efendim, ama ben henüz çocuk istismarını yazamadım.. bu akşam çok çalışırım belki:-))

ozgurruya dedi ki...

Sevgili Geveze Kalem;

Yoğun koşuşturma telaşından yazını ancak okuyabildim. Bir kaç gün içinde 55 kelimelik öyküyü yazacağım. 55 kelime ile öyküyü nasıl yazacağımı çok merak ediyorum aslında. Ben de kalemi eline aldığında gevezeleşen birisi sayılırım. Hele hele herhangi bir yazma sınırı getirilince daha da gevezeleşesim geliyor. Doğum günü öykün de oldukça güzelmiş. Kalemine sağlık.

Geveze Kalem dedi ki...

Şuleciğim anladım anlamasına da acaba senin düşündüğünle aynı şeyi mi anladım?:) İlk kez duyuyorum bu şarkıyı(yani sözlerini). Gerçi ben şarkıların sözlerine pek dikkat etmem, ne büyük bir tezat değil mi?;-) Ezberlerim ama çoğunlukla anlamadan. Belki de duymuşumdur bunu.
Kara kuzuyu ve seni öperim.:)

Sardunya, ben de niye sana nasıl cevap yazmam gerektiğini bilemiyorum her seferinde?:) Yani senin yazılarında da aynı şey oluyor bana. Ne diyeceğimi şaşırıyorum.:)
Ben sana en kısa zamanda bir mail atayım bari.;-)

Ebru, ayy iyi ki bir Özlem dedik, aslında aramızda kalsın konunun onunla bir alakası yok, ayıp olmasın diye bizim Özlem dedim.:P
Evrim'e 'j'yi vermiştim 'g'de senin olsun o zaman. Hani gemi 'Deniz'de yüzer, 'Derya' gibidir ya, o yüzden.;-)
Ben de istismarı yazamadım (hem de annem sobelemişti) ama banner'ını ekledim en azından. Yırttım sayılır mıyım?;-) Bu arada şimdi hatırladım, fi tarihinde sen beni sobelemiştin değil mi? O da şablon değişikliğine geldi kaynadı gitti yahu!:)

Özgür Rüya, ben de senden nasıl bir şey çıkacağını merak ediyorum. Farkındayım yazılarda gevezeleştiğinin.;-)
Sevgiler...

fikriminincegülü dedi ki...

Yanlış hatırlamıyorsam böyle bir kitap çıktı. Elli beş kelimeyi geçmeyen öykülerden oluşuyor ve bir iki öyküyü de okudum. Gerçekten çok sarsıcı sonlar var.

Senin öykün de çok hoş olmuş. Aslında böyle bir projenin içine de çok yakışırdı. Ölüm ile doğum ne kadar da yakın sahiden birbirine. Umarın ilkinin olduğu gibi, diğer tünelin sonu da aydınlığa çıkıyordur.:)

Dönmene sevindim çok. Sevgiyle...

Cocukla Cocuk dedi ki...

Doğum ve ölüm bu kadar yakınmış birbirine, harika bir hikaye. Kalemine sağlık

SS dedi ki...

Jakkum a çok güldüm...ilahi! :))
iyimisin?

Geveze Kalem dedi ki...

İncegül, hayal meyal hatırlıyorum ben de böyle bir kitap duyduğumu, sanki bir tv programında dinlemiştim. Ne iyi etmişsin de hatırlatmışsın, alıp okumak isterim(yazarını bilebilsem.:))
Çok teşekkür ederim beni böyle bir projede görmeyi dilediğin için. Dilerim benzer projeler olur hayatımda bunun gibi. Ben de isterdim çok.:)
Sevgiler...

Çocukla çocuk, teşekkür ederim. Bütün bir hamilelik dönemim boyunca karaladığım tek şey (bebek alışveriş listeleri haricinde:)) bu kısaca özetlediğim öykünün uzun halidir. İlk o zaman fark etmiştim benzerliği. Algıda seçicilik durumu.;-)

SS, jakkum!:) İyiyim, umarım sen de.;-)

SS dedi ki...

ben de iyiyim canım benim...aklım sende :/