Aydınlanma...

|
Sevgili Poyraz Vurgun'un 'Olumlu Düşünce' mail gurubunda paylaştığı ve bir süre sonra yayımlanacak kitabına kaynak oluşturacağını belirttiği bir yazısını, -noktasına virgülüne dokunmadan- kendi izni ile sizlerle paylaşmak istedim. Aydınlanmanın bu kadar yalın bir örnekle bu kadar yalın bir anlatımı beni gerçekten etkilemiştir. Kendisine paylaşmama izin verdiği için teşekkür ederim.

"Likya yolu" yürüyüşümde (iki yıl önceydi) 504 km yolu dağlarda keçi yolları, sarp kayalar ve tabiatın sessizliği, doğanın müziği eşliğinde yürürken bir çok şeyle birlikte aydınlanma' nın ne olduğuna dair gerçek bir içsel görüş, bir açılımı da yaşamıştım.

Gün boyu yürüyüşün ardından güneşin batmasıyla bir dağın eteğinde çadır kurup çok uzaklarda deniz ve sonsuzluktan başka bir şeyin olmadığı, gecenin yavaş yavaş inip doğanın karanlıkta kaybolmaya başlamasını çadırımın önünde yanan ateşin başında izler, her şeyin böylesine mükemmel ve huşu vericiliği karşısında coşkuyla otururdum. İşte orada, o sessizlikte sık sık aklıma gelen, bir taşın tepesinde yedi yıl oturup yaşamı ve oluşu anlayarak aydınlanmasını gerçekleştiren Ramtha olurdu. Ve onunla ne zaman iletişime geçmek istesem hep bir rüzgar yalayıp geçerdi yüzümü.. Onun benimle olduğunu bilerek huzurla girerdim çadırıma..

Sabahları bir başka olur dağlarda.. Güneş doğmadan uyanır her şey. Hazırlanır doğa denen o eşsiz senfoni kendi eserini seslendirmeye. Güneşle birlikte arılar hücum eder çamlara, kelebekler çıkarlar her biri başka renk içinde.. Kekikler başlar ki kokmaya, sarhoş olur, erirsin.. Artık şimdi yepyeni bir enerji, yenilenmiş bir sen olarak yollara koyulursun. Ne yorgunluk kalmıştır ne de bir şey: sadece dünkü yürüyüşten ayakların su toplamıştır, işte o biraz rahatsız eder önce ama bir kaç saat sonra yürüyüşle artık onu da hissetmezsin. Her adımda ilk kez gördüğün bir bitki türü, bir güzel çiçek, çiftleşen kaplumbağalar, bir kelebek türü... bütün bunlar izin vermez senin düşüncede kaybolup gitmene; sen hep şimdi de, oradasındır. Meditasyonun kendisi olursun. Ancak çok yorulduğunda, acıktığında dönersin zihne.

İşte orada, tarihin, eski kayalık mezarları içinde kaybolup gitmiş taş evlerde keçileriyle birlikte yaşayan köylüler içinde AYDINLANMIŞ olanlara rastladım. Sidyma, şimdiki adıyla Dodurga' da köyün hemen karşısındaki tepeye tırmanmak üzere dik yokuşa yönelmiştim ki, orada keçilerin arasından biri tuhaf bir bağırışla varlığından beni haberdar etti. Bağırdım:

"Köpeğine sahip çık, saldırmasın.."
"Saldırmaz gel."
"Merhaba, ben Poyraz."
"Ben de Halil."
"Bu keçilerin hepsi senin mi?"
"Yok, bir kaç tanesi köylülerin, kalanı benim."
"Sen hep burada mı yaşadın Halil efendi?"
"Evet.. Fethiye'ye gidip gelirdim eskiden. Onun dışında bir de askerlik için gittim buralardan. Hep buralardayım. "
"Yaş kaç?"
"Dokuzana geliyor..."
"Çok dinç görünüyorsun, maşallah."
"Görüncem tabi... hiç bir derdim yok. Ne karı, ne para, ne de akıl var bende... Eee, bunlar olmadımı gocarmı adam? De bakim, gocar mı?"
Gülüyoruz.
"Sen nerelerden böyle?"
"Ben Likya yolunu yürüyorum.. Sizin buralar çok güzel Halil baba.."
"Sizde hiç akıl yok. Görüyom aha buralarda, Almanı, İngilizi, kadını erkeği, sırtlarında bir çanta eşşek gibi yürüyorlar.. Gelin benim keçileri güdün size süt vereyim didim ingilize de kabul etmedi.. Neyse sen ne iş yaparsın Poyraz efendi, deli deli esmekten başka? "
"Ben gezginim, arıyorum.."
"Ne arıyon."
"Belki de kendimi."
"Bulabildin mi bari?"
"Bilmem. Arıyoruz şimdilik."
"Ben aramıyom."
"Kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini bilmek istemez misin?"
"Zaten biliyom, ne diye arayım ki? Aramak kayıp ettiğini kabul etmektir. Ben kimim: Halil. Neyim? Çoban... Nereye gidiyorum: nereye gittiğime kafa yoracak kadar budala değilim çok şükür, buradayım, mutluyum, ve her şey çok güzel.. Bana köyde deli Halil derler. Hiç evlenmedim. Zaten kız veren de olmadı. Çantamda azığım, dağ bayır gezerim böyle. Sağlıklıyım ve biliyorum ki hep böyle kalcağım. Daha neyi arayacağım.. Siz şehir yerlerinde başka-başka yaşarmışsınız, bana ne? Siz güzel şeyler yermişiniz, bana ne? Benim televizyonum bile yok, bir pillim var (radyo) akşamları yurttan sesleri dinler yatar uyurum.."

Doksanlık Halil çoban birden bağırarak yön değiştiren sürünün peşine koştu. Geride beni unuttu mu yoksa işi herşeyden önemli olduğu için ona mı dalmıştı bilemem...

O yüksek dağa çıktım. Eski bir uygarlığın kalıntılarıyla doluydu. İşte orada, o köylerde Halil çoban gibi okul yüzü görmemiş ama yaşamı bir meditasyon halinde dikkatle yaşayan ve hiç ama hiç bir sorunu olmayan aydınlanmış insanlar yaşıyorlar..

Ve biz, bir televizyona bile bağımlı hale gelirken, orada çoban Halil'ler bir pilli ile yurttan sesleri dinleyerek belikide çok daha büyük zevklere ulaşıyorlar. Ama görüntü alanından uzaklaşan hayvanlarının peşinden gitmeyi bir pilli bile enğelleyemiyor.

Kendinizi ne zaman aydınlanmış sayarsınız?

Çoban halil şu andaki varlığıyla bir hayli yol almış de mi?

Aydınlanma hiç kimsenin tekelinde değildir, ve emin olun bazen hiç okul yüzü görmemiş bir çoban bunu daha kolay başarabilir. Ve bunun nedeni de sizin kadar bağımlılıklara sahip olmamasıdır... Bu kadar basit...

Ve işte o zaman o dağlar gibi olur, çiçek açarsınız.

Poyraz Vurgun

9 yorum:

Abi dedi ki...

çok güzeldi gerçekten..

sufi dedi ki...

Poyraz Vurgun'un Halil çobanla muhabbeti Bana Diyojen'le Büyük İskenderin muhabbetini anımsattı.Biri dünyayı fetheder çalışır savaşır, öbürü yatar düşüncelerinde kendini bulur. Herikisi de sonunda ne olur?
"Sonunda ne olacak?""HİÇÇÇ"
Paylaşımın için teşekkürler Geveze'cim, sevgiler dilek.

duygu dedi ki...

bu harikaymış gerçekten. basit yaşamalı hayatı değil mi? çok sahiplenmeden, ucundan kıyısından tutarak ve çok bilmeden, ilgilenmeden... halil gibi birazda... ama yapabilirmiyiz? biz tüketim toplumuna doğmuş kompleks yapılarız ve hep sadeliğe ulaşmayı isteyen ama çabalamayan...
sevgilerimle...

Benim Hayatim dedi ki...

Bağımlılıklarım düşündürdü beni. Çok Beğendim.

Aysegul dedi ki...

Süper....

Brajeshwari dedi ki...

Ne doğru, ne gerçek bir dialog..
Herşeyi bir kenara atıp, dağlara koyun güderek yaşamaya gidesim geldi, şimdi şu anda..

Tabiat Ana dedi ki...

herşey bi o kadar yalın ve gözümüzün önündeyken nedense sahiden bu arayış???

nalan dedi ki...

yazı çok etkileyici ve düşündürücüydü.
amacım size güleni sormak için bir merhaba demekti.
acaba siz veya anneniz haber alabildiniz mi?
sevgiler,annenize selamlar

Geveze Kalem dedi ki...

Merhaba Nalan,
Gülen kısa bir mesajla durumunu duyurmuş. Sanırım uygun olduğu zaman bizlere ulaşacaktır.
Sevgilerimle...