Bir Post Başlığı Ne Kadar Uzun Olabilir Bilmiyorum Ama, Keşke Her Düşüncemi Bir Başlığa Sığdırma Şansım Olsa...

|
Yazılarım uzun olur genelde. Hatta uzun da konuşan biriyimdir. Ama nedense başlıklarım çoğunlukla tek kelimelik olur. Kısacık...
Bu kez durum başka. Uzun uzun yazasım yok. Çünkü öyle uzun süre düşündüm ki, yoruldum sonu gelmez cümlelerden. Kafamda hep aynı konu; bilinmezlik. Bilmediklerim... Bilemediklerim... Bildiğimi fark etmediklerim!
Gerçi bugün okudum, "Fark etmez," diyor Tobi. (Bilen bilir, bilmeyenlere de bilmek isterlerse gelir.) Uzun süredir "Fark etmez," modundaydım zaten ben de.
Yok, bu böyle olmayacak. Cümleler yine uzuyor. İşin kötüsü başlık da uzun bu kez, çık çıkabilirsen içinden.
Tamam sıralıyorum yazacaklarımı. İlki bugün yaşadığım bir deneyimle ilgili.
Beklediğim bir haber vardı, gelmedi. Yani aslında olumsuz bir haber geldi. Çok canım sıkıldı, üzüldüm. Üzülmemem gerektiğini bile bile daha da beter üzüldüm. Çünkü "Neden?" diye tekrarlayıp duruyordu zihnim, susmuyordu. Kapıldım ben de bu soruya, neden neden diye diye yürüyüp, kırk bin tane sorudan ördüğüm kozada kayboldum. Ve baktım koza giderek yırtılmayacak kadar kalınlaşıyor, dedim ki, "Ey Tanrım, nedir şimdi bu hadise? Neden olmadı istediğim sonuç? Ne anlamam gerekiyor bundan? Çıkamıyorum içinden. Şimdi lütfen öyle bir şey yap ki (ve mümkünse beni daha da beter üzecek bir şey olmasın bu) bu sonucu neden yaşadığımı anlayayım. Bir anda aydınlanayım!"
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Hatta mutsuzluğumu bile unuttum. Hayata karıştım. Güne döndüm. Akşamın geleneksel saatlerinde yine aynı şeyleri yapıyordum, maillerime bakıyordum.
Baktığım ilk mail (zaten ezelden beri ilgimi şiddetle çeken) uzay konularını içeriyordu. Önce sadece bakıyordum ama sonuna yaklaştıkça ağlamaya başladım. Çünkü cevap gelmişti.
Buyrunuz efendim, mailin içeriği bu:

Asagidaki goz kamastirici kiyasa dikkatle bakin.
Icinde bulundugunuz ucsuz bucaksiz dunya, derin okyanuslar ve zirvesi gorunmeyen daglar... ne kadar buyuk dersiniz?


Gunes bizim bilmedigimiz sayisiz yildizdan sadece biri.. Simdi biraz daha uzaga bakalim. Diger yildizlarla kiyasina dikkat edin.

Yukaridaki resimde Jupiter sadece 1 pixel. Dunya ise goruntulenemeyecek kadar kucuk boyutta.


Gunes yukaridaki resimde sadece 1 piksel. Jupiter ise goruntulenemeyek kucuklukte.

Antares gokyuzundeki 15. buyuk yildiz ve bize bin isik yilindan daha uzak.

Peki dusun simdi o zaman, ne kadar buyuksun su kainatta?

Bu resim hubble teleskopunun ultra derin kizilotesi algi sistemiyle cekilmis, bize milyarlarca isik yili uzakliktaki sayisiz galaksileri gosteren unlu resmidir.

Asagida gordugunuz kisim, yukaridaki resmin en karanlik noktalardan birinin yakinlastirilmis goruntusu.

SIMDI SOR KENDINE, NE KADAR BUYUKSUN?

ve

bugun canini sikan seyler ne kadar buyuktu?

HAYATA BIR DE GENIS PENCEREDEN BAK

ve
kucuk seyler ugruna boşuna ter dokme!

kücücük dünya menfaati icin kendine yazık etme...

Bu postun hayrı açısından ikinci maddeye geçmesem iyi olacak.

Şu sıralar blog işlerinden elimi ayağımı çektim gibi. Geleneksel ziyaretlerimi epeydir gerçekleştiremiyorum. O ruhum kaçmak istiyor şu sıralar. Çünkü her ziyaret birkaç parça cümle yazmak demek. Anladım ki yazmak isteyen tarafım yorgun.

Biraz da Renkli Tasarımlar'a kaptırdım kendimi galiba. Ama dedim ya, "Fark etmez," moduna öyle adapte olmuşum ki, hiçbir şeyi umursamayıp, tüm kapılarımı kapatıp sadece rengârenk tasarımlarla uğraşmak istiyorum.

Tıpkı evrenin en renkli gezegenine kendini kapatıp, evrenler üstü hareketi görmezden gelen insanoğlu gibi...

6 yorum:

sufi dedi ki...

Tamam sen renkli tasarımların içinde
mutlu olabilirsin ama senin kelimelerini duymaya alışmış bizler; köşelere bırakılmış ellenmeyen antika yastıklar gibi hissediyorsak ya kendimizi sensiz.Keşke evrendeki dünyanın, diğer gezegenlere uzaklığı gibi olmasa bizlerin birbirimize mesafelerimiz.Dokunsak, duysak, görsek kelimelerimizi.Sevgilerimle, dilek.

elektra dedi ki...

canım geveze, bu dünyaya ilişkin haberler çirkinleştiğinde; savaşlar, katliamlar, küresel ısınma, ekonomik kriz falan filan yani, hep şunu düşünürüm: toplayacaksın bu dünyanın içine eden ve kendilerini ölümsüz zanneden hırs küpü insanları, dolduracaksiın bir uzay aracına, çıkılabilecek en yüksek mesafeden aşağı baktıracaksın bunları. belki gördükleri o küçük mavi bilyenin küçücüklüğü karşısında nedamet getirip anlarlar yaptıklarını.
tabii bütün bunları düşünmem ve onların bunu anlayabileceklerine ilişkin sahip olduğum inanç benim iflah olmaz romantik ve hümanist tarafımın kuruntusu da olabilir. neyse:)))
sevgiler...

Belgin dedi ki...

Bende katiliyorum Sufimin sözlerine, bizi böyle birakip gidemezsin, gitmezsin degil mi?
Yazmak isteyen tarafin ne kadar yorgun olsada, at buraya arada sirade bir kac kelime:)

OzLeM dedi ki...

Hey, tamam şimdi anladım ağlama nedenini:-))
"...Evrensel bakış her zaman trajedinin etkisini dağıtır. Yeterince yükseğe tırmanabilirsek, o trajedinin artık trajik görünmediği bir yüksekliğe de erişebiliriz..." I.D.Yalom/Nietzsche Ağladığında
;-)
S.S.

Prima Rima dedi ki...

Tasarımların gerçekden şahane, gerçekden müthiş şeyler çıkıyor ortaya, ama bizede ayır 5 dakika :)hepden unutma...baksana şu küçücük Dünyada, küçücük olan BİR DOLU insan seni okumayı özlüyor.

Geveze Kalem dedi ki...

Ah Dilek yine ne güzel söylemişsin; insan gönülden güzel duygular geçirdiğini, görebilmek de istiyor çoğu zaman. En azından yolların böyle buluştuğuna seviniyorum.:)
Sevgiyle...

Elektracığım özledim cümlelerini.:) Benim de şöyle bir silkinip blog aleminde turlamam lâzım.
Ama yok Elektracığım, ben bahsettiğin kişilerin, şu yukarıdaki Antares güneşine de gitse, düşüncelerinin değişeceğini sanmıyorum. Eşeğe altın semer olayı.;-))

Belgincim, yazmak benim için hep çok güçlü bir tutku olmuştur ama zoraki yazınca saçmalıyorum.:))Umarım kaliteli yazılarda buluşuruz...(Not: Fotoğrafına bayıldım.:)))
Sevgilerimle...

Özlem, ya ben onu bir daha okusam?:( Şimdi daha bir tadından yenmez okunur herhalde...;-)

Ebrucum, mest oldum.:))))