
Sevgili Goddess Artemis beni pek güzel bir konuda mimlemiş. "İstanbul'dan neler gitsin, neler gelsin?"
Aslında en başta İstanbul'dan ben ve ailem gitsin, geri kalan her şey nasıl biliyorsa öyle kalsın diyesim var. Ama kıyamam ki İstanbul'uma! :)

* Bir kere şu denizlerden kolibasili, magandagili(!) gitsin, turkuaz sahiller gelsin. Ki şöyle çok yol almaya gerek kalmadan yazları deniz keyfini sürebilelim.
* Çarpık çurpuk yapılar gitsin, yerine Avrupa'daki gibi büyük, geniş meydanlar gelsin.
* Eciş bücüş dar kaldırımlar gitsin, yerine tekerlekli sandalyelerin ve bebek arabalarının (isterseniz pazar arabaları, tüp arabaları vs. diye çoğaltabilirsiniz) rahatlıkla yol alabileceği geniş ve gerekli eğimleri yapılmış kaldırımları gelsin.* O güzel kaldırımların tam ortasına veya tam eğimin olduğu yere park edebilen zihniyetteki insanlar gitsin, yerine adam gibi adamlar gelsin.
* Yeşil alanların, parkların ortasında yiyip içip ... yapan piknikçi kalabalıklar gitsin, yerine çarını çöpünü toplayıp atabilen, gürültü ve görüntü kirliliği yaratmadan pikniğini yapabilen insanlar gelsin.
* Kahvehaneler gitsin, yerine sanat, hobi ve sohbet atölyeleri gelsin.
* Eski zihniyet gitsin, yeni zihniyet gelsin.
* Kabalık, saygısızlık, hoşgörüsüzlük, bencillik, çıkarcılık, düzenbazlık gitsin, yerine sevgi gelsin.
Bir de Ebru'yla Özlem gelsin.:)
Sıradan ve hep dilimizde olan daha çok talebim var, bir de burada dile getirsem ne fayda?
Ben bu konuda yazacak çok maddesi olduğuna inandığım annem Yaşamın Kıyısında'yı mimliyorum ilk başta. Sonra İstanbul'u bir türlü sevememiş olduğunu bildiğim Yıldız Yağmurları'nı ve İstanbul'da yaşadıklarını bildiğim, henüz yazmamışlarsa ve yazmak isterlerse PrimaRima'yı, Tütü'yü ve Şule'yi mimlemek istiyorum.Ne kadar çok talep, o kadar çok sonuç...;-)
Sevgiler...

